Hem tatil hem tedavi

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay ABD yolcusu

Türk müziğinin büyük ustası Orhan Gencebay üç yıl aradan sonra çıkarttığı son albümü ‘Berhudar Ol’un yorgunluğunu Sevim Emre ile çıkacağı 10 günlük Amerika tatilinde atacak. Bugün gazetesinin haberine göre, hem tatil hem de sağlık sorunlarıyla ilgili Amerika seyahatine çıkacak olan çifte ilerleyen günlerde Sibel Can da eşlik edecek. ABD’nin önde gelen hastanelerinden Cleveland Clinic Foundation’da 10 yıl önce by pass ameliyatı geçiren Orhan Gencebay, bu tatil sırasında sağlık kontrollerini de yaptıracak.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Daha 10 yaşında ‘Orhan Baba’ydım!

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Türk halkının önce ‘Orhan Abi’si, sonra ‘Orhan Baba’sı olan Orhan Gencebay’la konuştuk…

Türk halkının önce ‘Orhan Abi’si, sonra da ‘Orhan Baba’sı oldu. Ama sanmayın ki sonradan ‘Orhan Baba’ oldu. Arkadaşları  onu daha 10 yaşındayken “Baba Orhan” diye çağırırmış. 17 yaşına geldiğinde bu kez lakabı ‘Kont Orhan’ olmuş. Etiler’deki ofisinde buluştuk; ‘Orhan Gencebay karizması’nı, bu karizmayı nasıl oluşturduğunu konuştuk. Kıyafeti yine ‘jilet’ gibiydi. Evde de ‘kendine göre bir estetik’ oluşturmuş; Allah korusun bir deprem olsa can havliyle evden fırlasa da onu kötü bir durumda göremezmişiz. İşte 10 yaşından beri ‘karşı cinse’ o yaştaki çocuktan beklenmeyecek bir dille aşk şarkıları yazan, daha o yaşta ‘Orhan Baba’ olan Orhan Gencebay…

İlk profesyonel besteniz ‘Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin’i 14 yaşında yapmışsınız. Böyle bir şarkı besteleyen nasıl bir çocuktu?

Ya nerden buldunuz? ‘Ruhumda titreyen sonsuz bir alevsin/ Adımı zikreyle bu alev sönmesin/ Ruhun ayrılsa bile o pak teninden/ Dilerim adımı anmadan Hakka eremeyesin.” Rast makamında Türk Sanat Müziği klasik formasyonunda bir beste. 13-14 yaşında bir çocuğun söyleyeceğini düşünemeyeceğimiz bir yapıdaydı. Yine o yaşlarda yaptığım bir beste vardı ki; o da şuydu: “Bir huzur var ki şu alemi fani içinde/ Yaşadım da o alemi bu karar içinde/ Gördüm ki doğan bir pişman doğmayan ise iki…” 6 yaşında müziğe başladım. 10 yaşında beste yapmaya başladım. 13-14 yaşında bu ciddi cümleleri sarfediyordum. Notayı 6 yaşında öğrenmiştim. 7 yaşında sazı kucakladım. Cazla, rock’la ilgilendim. Böyle bir içeriğimiz var…

Bu besteleri yapan çocuğun ruh halini çok merak ediyorum…

8-9 yaşında dahi Aşık Veysel babamızı gözlerim kapalı son derece büyük bir hazla dinlerdim. O yaşta ben onu anlardım.

Bu yoğun hislerle, ağır sözlerle dolu şarkıları bu çocuk aşık olup mu yazdı?

10 yaşında başladım. ‘Kara kaşlı esmer yar’ı yazdım: “Kara kaşlı, esmerdi/ Kim bilir kimi sevdi.” Komşu kızıydı, kara kaşlı, esmerdi. Çocuksu, şekillenmemiş duygularla ona yazdım. Bunun karşı cinse olan beğeninin ifadesi olduğunu sonraları daha çok hissettim.

Peki Maria?

Tarihten bir yaprak! ‘Bir Teselli Ver’le bağlantılı. Kızıl saçlı; yeşil gözlü bir arkadaştı, İspanyol’du. Londra’da tanışmıştık.

Şarkılar hep birilerine mi yazıldı?

Bestelerimin yüzde 70-80’i yaşadığım ya da çevremde yaşanan olaylara bağlıdır. Bana bir şey söylemiştir, ben de onları bir mesaj halinde ifade etmeye çalışmışımdır.

Siz kaç yaşında Orhan Abi oldunuz?

Çok küçükken, 10’lu yaşlarda arkadaşlarım “Baba Orhan” derlerdi bana. Halkımızın beni tanıdığı zamandan itibaren ‘Orhan Abi’ oldum. Ailenin bir ferdi gibi görürlerdi. Şimdi ‘Orhan Baba’lığa terfi ettik. Biyolojik olarak ‘Orhan Dede’ de olduk. Efe’miz (Büyük oğlu Altan Gencebay’ın oğlu) var. Müziğe verdiğim uzun emekten dolayı da birçok arkadaşım saygıdan “Orhan Dede” de der.

Sırf ailenin bir ferdi gibi görmekten mi?

Bence sizi önce ‘abi’ sonra ‘baba’ yapan ağır karizma haliniz var… O ifade daha o yaşlarda (17 yaşındaki fotoğrafını gösteriyor) kendini belli ediyor! Kendine hakim, kararlı, güçlü, sporcu, giyimi yerinde. Duruşta o ifade var. Giyimime çok dikkat ettiğim için arkadaşlarım 17 yaşında bana ‘Kont Orhan’ derlerdi. Sözüm ona kontlar iyi giyinir diye…

Ama fotoğrafta kont gibi de duruyorsunuz!

Biraz Monte Kristo Kontu’nun etkisindeydim. Bizi etkilemiştir. Filmini seyretmiştik. Geceleri dolanır Monte Kristo Kontu. Biz de böyle bir romantizmin içinde elimize bir baston alır gece yarısı karanlık sokaklarda bastonu tak tak tak yere vurarak yürürdük. Bu romantizmin bir başka icraatı. O kimliği benimsememizden dolayı. Güzel bir kimlik o.

Siz mi yürürdünüz!

Evet tek başıma. Böyle bir duygu. Kont, herkesin sevip saydığı, kararlı, iradeli vesaire.

Başka lakaplarınız var mıydı?

‘Koca yürek’ lakabımı severim. Sevgili Volkan Konak takmıştı. Çok sevdiğim kardeşimdir; bir gün “Hocam bütün insanlara sizin gönlünüzde yer var” dedi. “Evet, benim gönlüm o kadar kocaman ki herkes sığar” dedim. “O zaman senin adın ‘Koca yürek’ olmalı” dedi. Birçok lakabımız var.

Başka?

‘Ayı Orhan’ var küçükken.

Neden?

Küçükken de çok güçlü kuvvetliydim. Bana arkadaşlar el şakası yaparlardı. Ben onlara bir şey demezdim. Ama ben de onlara yapardım, onlar bana bir daha yapamazdı. Herhalde elim ağırdı, dengeyi kuramıyordum. Onlar da bana ‘Ayı Orhan’ derdi.

‘Orhan Abi’ imajı hırsızları bile dize getirmiş diye duydum?

Bir kere arabamdan bir kere de büromdan çantamı çalmışlardı, her seferinde benden özür dilemiş, geri getirmişlerdi. Çantamı alanlar, “Özür dileriz Orhan Abi yanlışlık oldu” demişlerdi.

Başka ‘Orhan Abi’ anılarınız var mı?

Beni çok seven bir minibüs şoförü kavga etmiş, ayağından bıçaklanmış. O zaman ‘Orhancılar’, ‘Ferdiciler’ diye ayrılıyordu. Bunu gazetede okudum, çok üzüldüm çiçek gönderdim, telefon ettim. “Çok üzüldüm” dedim, “Ne olacak Orhan Abi bir bacaktan. Canımı versem ne olur Orhan Abi” demişti. Daha bunun gibi yüzlerce olay geçti.

Sizdeki bu karizma gerçek kişiliğinizin yansıması mı, yoksa bunun için çocukluktan beri büyük bir çaba mı harcıyorsunuz?

Hayır, ben olduğum gibiydim.

Gerçek kişiliğiniz mi?

Ben neysem oyum diye düşünüyorum. Hepimizin yanlışı, eksiği, hatası olabilir. Ama pirimiz Mevlana Celalettin Rumi derki, ‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.’ Göründüğün gibi olma konusunda zorlanılır diye düşünüyorum.

Zorlanıyor musunuz?

Olduğum gibi göründüğüm için zorlanma yok bende.

Karizmayı bozacak şeyleri çok isteseniz de yapmadığınız oluyor mu? Hep kontrollü müsünüz?

Hepimiz bütünümüzle insan oluyoruz. Yanlış yönümüz mutlaka olabilir. Yapmamaya özen gösteriyoruz ama istemeden de olsa yanlışımız Türk halknn önce ‘Orhan Abi’si, sonra ‘Orhan Baba’s olan Orhan Gencebay: mutlaka olacaktır. Bizi anlayanlar; “Yanlış yaptı ama o hatasını da bilir bir daha da yapmaz” derler.

Reklamlara çıkmak, jüri üyesi olmak Orhan Gencebay karizmasına nasıl tesir etti?

80’li yıllarda reklama karşıydım. Sanatçı reklam yapmamalı diye düşünürdüm.Sonra yakışan ve uygunsa, topluma da yararlı olacak bir ürünse; reklamını bir sanatçı yapabilir diye düşündüm ve iki defa reklam filmi yaptım. Bunu tamamiyle ticari düşünmemek gerekiyordu. Bana uyan bir üründü, ben onu taşıyabilir miyim, o beni taşıyabilir mi baktık, ondan sonra reklamı yaptık. Pop Star Alaturka’da başta tedirgindim, sonra rahat ettim.

‘Berhudar Ol’ albümünü Vodafone mu yaptı?

Herkes öyle sanıyor. Hayır, Vodafone sadece benim reklam yaptığım bir firma. Onlar albümdeki 4 eseri tanıttılar. Öyle bir reklam yaptılar ki herkes sandı ki bu albümü Vodafon’a özel yaptım. Hayır. Beni tanıyan insanlara bir mesajdır bu, lütfen duyurun.

Bir iki telefon görüşmesi yaptınız, üç dört kere “Berhudar ol” dediniz. Bu deyimi kaç yaşından beri kullanıyorsunuz?

Rahmetli dedemi 15-16 yaşımdayken kaybettim. 14.5 yıl savaşmış, vücudunda iki mermiyle dolanıyordu. Bana kahramanlık türkülerini çaldırırdı. “Barış için savaştık” derdi. O hep “Berhudar ol evladım” derdi. Bu çocukluğumdan itibaren beni çok etkilemişti. Sonra bu sözün anlamının güzelliğini öğrendim. Anlamı ‘Allah’a emanet ol’, ‘Allah’ın bütün güzellikleri senin üzerinde olsun.’ Ne zaman “Berhudar ol” desem dedemi hatırlıyorum, onun bana hatırasıdır. 15 yaşımdan beri “Berhudar ol” derim, son 20-30 yıldır çok kullanıyorum.

Evde pijama-terlik film seyrederken nasılsınız?

Ben yine olduğum gibiyim. Bakkala bile gitsem kendime göre estetiği oluşturmalıyım. Kendim beğenmeliyim önce kendimi, öyle çıkmalıyım.

Ani bir durum olsa, Allah korusun bir deprem, dışarı fırlamak zorunda kalsanız nasıl bir kılık kıyafet içinde olursunuz?

Palas pandıras insem bile, can havli bile olsa o anda bulunduğum durum kötü bir durum değildir.

Pijamalar, terlikler nasıl, çok şık mı?

O kadar çok resmi değilim tabii, samimi ama yine bana yakışacak şekildedir. Yakışacak derken benim kabul edebileceğim şekildedir. Dışarı çıkarken özellikle çok dikkat ederim ama evin içinde de öyle. Estetiğe karşı bir sevgi, ilgi var.

Fiziğinizi korumak için büyük çaba var mı? Nasıl genç görünüyorsunuz?

Eee 39 yaşında normaldir! Özel bir çaba yoktur. Göründüğüm gibiyim, içimden geldiği gibiyim. Özel bir çabamız yok.

Estetik yok mu?

Yok, genetik, aileden gelen bir durum. Benim 85 yaşında bir amcam var, çok yakışıklı, hiç kırışık yok. Abim var, o da çok yakışıklı, onda da böyle bir durum var. Ama insanın kendisi mutluysa, mutluluk duyarlılığı doğuştan itibaren varsa bu da insanı genç tutuyor. Kötümser olmaktansa iyimser olmak iyidir.

İnternette birisi, ‘Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum’ şarkınıza gönderme yaparak; “Sigara ve alkol içmeden her acının tiryakisi olan adam’ demiş size. Öyle mi?

Şimdi içmiyorum. Bir zamanlar sigara da alkol de içiyordum. Hele alkol çok içiyordum. Ama ne kadar da içsem yine dengeliydim. Sonra zarar verdiği için ikisini de bıraktım. Üreten birisi için ille başka bir dış etkene gerek yoktur.

Esrar derler?

Kattiyen. Ben o fikirde değilim. Ayık kafanın verdiği neticeyi hiçbiri vermez. Tersine bu gibi uyuşturucuyla ilhamı aramaya çalışmaktan yana biri değilim. Ben ayık kafayla kafayı bulan biriyim. Ben ayıkken alkol alandan daha fazla konsantre olacak yeteneğe sahibim.

‘ALDATMAYI HİÇ SEVMEM, NEFRET EDERİM’

Çok insan şarkılarınızı dinleyerek ağladı. Kendi şarkılarınız sizi ağlatır mı?

Şarkılarımın bazı olayları hatırlatanları etkiliyor insanı. Yalnız kendiminki değil güzel bir eser beni duygulandırır.

Ağlar mısınız?

Tabii gözlerim dolar. Ağlarım da tabii ki.

Hayatınızın aşkı Sevim Emre’ye çok şarkı yaptınız mı?

Sevim Hanım’a çok beste yaptım. Bizim duygu hallerimizi anlatan; mutluluğumu, kırgınlığımı, hüznümü anlattığım çok beste var.

Neler var mesela?

Zamanında “Benim Dünyam” dedim, “Aşk Pınarı” dedim, neler demedim ki!

Kızınca ne dediniz?

“Ziyankar” dedim.

Sevim Emre’yle 73’ten beri birliktesiniz. Ona sorsaydım, Orhan Gencebay’ı nasıl tanımlardı?

Evvelce şikayet etmezken, şimdi biraz şikayet ediyor mudur? Şaka söylüyorum. Zaten anlaşmasaydık bu kadar yıl beraber olmamız mümkün değildi. İkimizin de hataları tabii ki var. Ama ikimizin de güzel yanları var. Kızarız, ağlarız, üzülürüz, anlamayız, anlarız. Hayatın kendisi çeşitli duyarlılıkla sürüyor.

Onca yıl sonra aşk ve cinsellik bitiyor; başka bir şeye dönüşüyor deniliyor. Siz bunca yıl sonrayı nasıl yaşıyorsunuz?

Hayır hiçbir şey bitmez. Sağlık bozulduğu zaman başka bir ortama giriyor insan. O değişik ortamlar yaşanmasa onlar devam edecek. Acı çekerken belki başka duyguları hissetmeyebiliriz. Sağlığımız bozulmasın yeterki. Çünkü insanın sağlığı bozulunca tedavi etmeye çalışırken bütün duyarlılığını oraya yönlendiriyor. İnsanlara aslında bir ömür boyu bir sevda da yeter. Mesele; “Bir sevda da yeter” diyebilen biriyle aynı duyarlılığı paylaşabilmek ve iki kişinin de bunu istemesi.

Ona, “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” dediğiniz zamanlar oldu mu?

Hatalarımız hepimizin olabilir ama affedilecek hata var, affedilmeyecek hata var. Hata yapabiliriz ama affedilmeyecekleri yapmayalım inşallah.

Hiç aldatmadınız mı Sevim Hanım’ı?

Aldatmayı hiç sevmem, nefret ederim. Hele de hem gönlümü verdiysem, hem de söz verdiysem

Gönül nikahına çok saygım var, ama hep çok merak ettim neden resmi nikah yapmadınız?

Bunu yaptığımızı da söylüyoruz.

Kesin yaptınız mı?

Belirsiz bir durum var bu konuda… Bu konuda pek fazla konuşmuyoruz.

Neden konuşmuyorsunuz?

Bu muğlak bir durum, bunu fazla konuşmayalım.

Küçük oğlunuz sizden çok farklı bir imaj sergiliyor. Rockçı, pearcing’li ve dövmeli. Ters düşüyor musunuz onunla?

Hayır, kattiyen.

Hoşunuza gidiyor mu?

O istiyordu bunu, yanlış bir şey de istemiyordu. Ben de zamanında yapabilirdim. Yaptırdığı dövmenin birinde ‘Dad’ (Baba) yazıyor, kral tacı ve notalar var. Diğerinde de ‘Mom (Anne) yazıyor. Kolunun içine de ‘Batsın Bu Dünya’ yazdırmış. “Niye bunu yazdırdın?” dedim. “Bir anarşistin söyleyebileceği bunun üstünde bir söz yok” dedi. Yanlış anlaşılmasın, gerçek anarşist iyiye özlemle ortalıkta dolanan kişidir. Olumsuz bir şeye tepkili olur. Gerçek anarşist saygılı entelektüel kişidir. Ama yürekli kişidir. Terörizmle anarşizmi karıştırmamak lazım. Bir zaman karıştırıyorlardı.

Peki sizin imajınızın önemli parçası olan bıyığınızı bir gün kesecek misiniz?

Onu bir türlü yapamadım.

İsteyip de mi yapamıyorsunuz?

Bir haftalık 10 günlük de olsa yapmak istiyorum ama onu bile yapamıyorum. Başta Sevim Hanım tepki göstermişti. Ben de yadırgarım. Orhan Baba olur da bıyıksız olur mu!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Orhan Gencebay’dan Sevim Emre’ye Sürpriz

Yazar: Erdem Gürsoy - 16 Şubat 2010 - Kategori: Haberler

sevim emreEn güzel Sevgililer Günü hediyesi!

Ünlü sanatçı Orhan Gencebay, eşi Sevim Hanım’a Sevgililer Günü hediyesi olarak şiir yazdı. Çift bu özel günü evlerinde başbaşa kutladıklarını söyledi.

Eşi Sevim Emre’ye şiir yazan Gencebay, çiçek ve fotoğraflar eşliğinde sunmuş Sevim Hanım’a bu dörtlükleri. Bununla ilgili, Ayakligazete.com’a konuşan Gencebay, “Sevim’e çok özel bir şiir yazdım. Bir de çiçek ve fotoğraf yolladım kendisine. Şiiri önümüzdeki albümde okumayı düşünüyorum “dedi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Orhan Baba’nın Teknoloji Aşkı

Yazar: Erdem Gürsoy - 18 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Türkiye’nin Orhan Baba’sı Orhan Gencabay son günlerde Vodafone’un “Türkiye’nin gönlünü kapsıyor” sloganlı reklamlarıyla her yerde… Kimileri eleştirse de çoğunluk Orhan Gencebay’ı sık sık televizyonda görmekten memnun. Ancak Gencebay’ın bir iletişim teknolojisi ürünün reklamında oynaması tesadüf değil. Çünkü Orhan Baba, “benim” diyen gençleri cebinden çıkaracak kadar usta bir teknoloji tutkunu. Onun teknoloji hızına ise hayat arkadaşı Sevim Emre yetişiyor. Orhan Gencebay: “Teknoloji merakım, sinemada kameralarla başladı.

Videolar çıktığında ilk alan bendim. Uzay Yolu’nda Kaptan Kirk’ten çok etkilenmiştim. i-Phone’umu yanıma almadan yürüyüşe çıkmam. İlham geldiğinde cep telefonuma kaydederim. Sevim Hanım torunla chat yapıp, facebook’a girerken ben uzayla ilgili siteleri ziyaret edip Google Earth’le dünyayı geziyorum” diyor.
Teknolojiyle aranız nasıl?

Her zaman iyidir. Bu sinemadan gelen bir merak; 8’lik kameralar, 70’lerden itibaren kullandığımız 35’lik kameralar vardı. Yönetmenlik yapmadım filmlerde oynadım, kamerayı ve açıları bilirim. Ses ve ışık sistemlerini öğrendim. 80’lerde videolar çıktı. Videoları ilk alanlardanım… Aldık 15 kiloydu, taşıdık onu (gülüyor). Kamera alınca da modellerim Sevim Hanım ve oğlumdu. O zamanlardan beri ilgilenirim… Beni ilk etkileyen teknolojik cihaz ise 1967 yılında Almanya’nın Köln şehrindeki bir stüdyoda gördüğüm 48 kanallı teyplerdi. 48 kayıt kanalı vardı ki o zaman bizde bir taneydi. 48 kanal acayip bir şeydi. Orada bir orkestrayla şarkı söylemiştim. Aradan benim sesimi orkestranın sesinden ayırıp dinlettiklerinde şok olmuştum. “Bu nasıl teknoloji” diye. O teknoloji bize 10-15 sene sonra geldi. Bizde kanallar arttı, şimdi bilgisayarlarla sınırsız kanallı kayıt cihazları var.

Teknolojinin hızını takip ediyorsunuz yani…

Hem de nasıl! Arkadan tabii ki bilgisayar, internet geldi; derken GSM’ler…

Cep telefonları ilk çıktığında ne düşündünüz?

Şaşırmıştık, eskiden Uzay Yolu vardı. Uzay Yolu’nda Kaptan Kirk cebinden bir şey çıkarır konuşurdu ya… “Vay canına vay” derdik. Çok etkilenmiştim. Onların hepsi gerçekleşti. Amatör astrofizikçiyim. Teknolojiyle de haliyle fazlasıyla ilgileniyorum. Cern’deki Big Bang deneyini ilgiyle takip ediyorum. Bu kadar yakın ilgim var…

Cep telefonunu ilk kullandığınızda hemen uyum sağladınız mı? Aramak, aranmak, mesajlaşmak… Hangisini daha çok kullandınız?

Tabii… Aranıyordum, arıyordum, mesaj da atıyordum. Ama oyun oynamıyordum (gülüyor).

Mesajı çok kullanırım, bazen uzun ve sitemkâr yazarım

Sevim Hanım’la ilişkinizi nasıl etkiledi cep telefonu? Günde kaç kere konuşuyorsunuz?

Günde 8-10 defa olabiliyor (gülüyor). Cep telefonuyla artık her yere kolay ulaşılabiliyor. İlle ulaşılması gerekiyor mu? Hayır, ama bu alışkanlığı getirdi bize, herkes ille her yere ulaşmak istiyor. En çok da şüphesiz Sevim Hanım’la konuşuyorum.

Mesajlaşmayla aranız nasıl?

Mesajı çok kullanıyorum, hatta konuşmaktan daha fazla kullanıyorum. Her ikisini de gerektiği gibi kullanıyorum. Bazen uzun uzun mesajlar da yazıyoruz tabii sitemkâr olabiliyor bu mesajlar.

Mesajla tartıştınız mı hiç?

Hayır ama sitem edebiliriz. Bazen insan söylemeye çekindiği şeyleri yazıyor… Yine de kimseyi kıracak bir şey yazmıyoruz ama söyleyeceğimiz şeyi sanki mesajla daha güçlü imâ ediyoruz.

İlişkileri değiştirdi mi cep telefonu ve teknoloji?

Mutlaka etkiledi. Pekiştirdi belki, olumsuz da etkiledi. Çünkü insanların günlük yaşamında çok fazla yer tutuyor; evvelce bunlar yoktu. Bambaşka alışkanlıklar getirdi. İletişim bir an kesintiye uğrasa veya birini bulamayınca insan küsüyor.

Mesela bir dostunuzu arıyorsunuz, cevap vermeyince küsebiliyor insan. “Niye açmadı acaba? Açmalıydı” diyor… Halbuki bırak, adamın belki işi var.

İlham gelince cep telefonuma kaydettim

3G’ye hemen geçtiniz mi?

Geçtim… Ama şimdi 3G’de görünmek de var (gülüyor). “Neredesin etrafı göster” denilebilir. Sonra optik göz var. Her yeri gösteriyor, koy kenara zoom bile yap; olacak şey değil! Bunlar insanı olağanüstü şaşırtıyor. 3G’den de önce, toplantılarda görüntülü sunumlar yapmıştık.

Mesela bir ilham geldi… Hemen kaydediyor musunuz?

Telefonum hem sesi kaydediyor hem görüntüyü. Onu da yaptım, bazı bestelerimi not aldım, kaydettim. Yeni albümümde yer alacak olan şarkılar için bazı müzik notlarımı yanımda teyp olmadığı için cep telefonuma kaydettim. Çok yararlı bu konuda.

Cep telefonunuzun melodisi nedir?

Bir ara torunum Efe’nin rap tarzı konuştuğu bir ses kaydı vardı, onunla çalıyordu. Derken bir oryantal notum var, o çaldı. Bir ara Dil Yarası adlı şarkımdı.

Başka ne cihazlar alacaksınız?

Geçen gün hırsız girdi, plazmamızı çaldı. Led TV alacağız, yeni dijital kameralar var; hard diski 30 saat çekiyor, harika! Vodafone’un optik gözü “cin göz”den mutlaka alacağız. Teknoloji marketlere gittiğimde bir şey almasam bile neler çıkmış diye bakıyorum.

Sevim Hanım’ın facebook’ta sayfası var benim yok, uzayla ilgili sitelere giriyorum

Sevim Hanım’ın teknolojiyle arası nasıl?

Onun da arası iyi. Internet kullanıyor, küçük bir laptop’u var. Çantasında taşıyabiliyor.

Siz mi öğrettiniz interneti?

Kendisi öğrendi. Torunumuz Efe bir harika! Her şeyi ezbere biliyor. Sevim Hanım Efe’yle chatleşiyor internette.

Facebook’ta var mısınız?

Ben yokum, Sevim Hanım var.

Siz de girecek misiniz Facebook’a? Hayran sayfalarınız var…

Evet çok var. Benim yerime sayfa açıyorlar zaten… Bir zamanlar fan kulüpler vardı. 70’lerde 500 fan kulübüm vardı, yetişemiyordum. Şimdi de öyle, sayısını bilmiyorum…

En çok hangi internet sitelerini ziyaret ediyorsunuz?

Uzayla ilgili sitelere giriyorum. Uzayla ilgili şeyler çok ilgimi çekiyor. Mesela Google Earth’e girdiğiniz zaman dünyanın neresini isterseniz yukardan görebiliyorsunuz. Bakın Orta Asya’ya, tabanı deniz tabanı gibi görürsünüz. Çünkü eskiden denizdi. Ben bayılıyorum bunlara… Google Earth’le dünyayı gezebiliyorum. Gazetelere de hem internetten hem gazeteden bakıyorum.

Reklamı eleştirenler de oldu “Reklamla da olsa Orhan Baba’yı dinliyor, görüyoruz iyi oldu” diyenler de… Siz ne diyorsunuz eleştirilere?

“Sanki internetten şarkı indirimine teşvik ediyorsunuz” diye de tenkit geldi. Reklamda “İnternet öyle harika bir şey ki, bir bakıyorsunuz Hatasız Kul Olmaz’ı milyonlarca kişi indirmiş, insanı mutlu ediyor” diyorum. Bunun için tenkit edildim. “Keşke hepsi yasal olsaydı” diye ekleyebilirdik. Bunu anlatmak istedik. “Yasal indirenler de var ama keşke korsan da olmasa” deseydim o tenkiti almayacaktık.

Orhan Baba’dan teknoloji çağı çocuklarına hayat dersleri

Ahkam kesmeyelim, olasılık kavramını eksik etmeyelim

- Teknoloji aşkı olumsuz etkileyemez. Aşk olduğu gibi duruyor. Yeni şarkı sözlerimde de anlatıyorum:

“Korkuyorlar aşklar, aşklar korku içinde, sevmekten korkuyorlar, aşklar bile ağlıyor kendi yalnızlığına, cesaretin varsa; bencilliğini yen!”

- Hiçbir zaman “Şu şöyledir, bu böyledir” diye ahkam kesmeyelim.

Olasılık kavramını hiçbir zaman eksik etmeyelim.

- Bir söz vardır: “Doğru hayat yoktur, hayatın renkleri vardır.” Neye göre doğrudur hayat? Bir memura göre mi? Bir işçiye göre mi? Bir iş adamı ya da bir askere göre mi?

Hayatın aynı tornadan çıkmış bir örneği yoktur; hayatlar vardır.

- Aşk her zaman bir abide gibi durur, aşka bir şey olmaz, aşka ne olacak! Aşklar birbirine yakınlaştırır. Anne-baba, çocuğuna sevgisini verdiği sürece aşk hiçbir zaman yok olamayacaktır.

- Bilgiden kaçmak olmaz ama bilgi “Yaradan”ın bilgisi. Biz ne biliyoruz ki! Daha neler neler öğreneceğiz…

- İki insan bir araya geliyorsa, insan var olur. Bu kadar insan var olduğuna göre demek ki insanlar bir araya geliyor… Demek ki aşk yok olmuyor.

- Doğru bir hayat; mutlu olamaya çalışmaktır. O da koşulsuz sevgiden gelir. Aile hayatı, koşulsuz sevgi için tarih boyunca en çok denenen şekildir. Çocuk aile içinde koşulsuz sevgi ve saygıyı öğrenecek, o zaman aşk devam edecek.

Şarkılar yasal yoldan indirilsin, mağdur olmayalım

Meslek birlikleri olarak sanat ve sanatçıyı korumak için dijital platform kurduk. Dijital platform internetten bütün GSM’lere cevap verebilen bir datadır. Şu anda 120 bin eser bu datada kayıtlı. Bu datadan şarkılar yasal olarak indirilebilir. Ama yapılmıyor. Bu yüzden teknoloji bizi mağdur da ediyor. Şarkıları yasal yoldan indirilenler 18-20 bin milyon, olması gereken ise 2,5-3 milyar. Bu datadan indirilsin şarkılar. Sanatçı, eserlerin telif haklarını korunsun, ticari kayıplar engellensin. Birçok kuruluş faydalanıyor; Vodefone da bunlardan biri. Sitesini her gün binlerce kişi tıklıyor, şarkılarımı oradan indirip dinleyebiliyorlar.

i-Phone’la yürüyüşe çıkarım

Aslanlar gibi Jimi Hendrix dinliyorum

i-Phone’unuz var mı?

Yürürken onu dinleyerek yürüyorum. Mp3 aslında bana göre değil. Çünkü ses kalitesinden güzel bir setin soundunu almak mümkün değil ama yürürken iyi oluyor. Tabii bunlar i-Phone’uma yasal yollarla giriyor.

En çok ne dinliyorsunuz? Neler var i-Phone’unuzda?

Biz müziğe farklı bakıyoruz. Normal müzik dinleyicisinin listesi daha farklı. Benim vereceğim listeyi gören “Allah Allah” diyebilir… Ama bir kaçını söyleyecek olursam:

- Hacı Taşan (Halk Müziği)

- Muharrem Ertaş (Halk Müziği)

- Barış Manço (En çok Dağlar Dağlar’ı seviyor)

- Jimi Hendrix

- Led Zeppelin

- Elvis Presley

- Beatles

- Tony Osborne

- Beethoven, Mozart ve diğer klasiklerin eserleri

- Amerikan Country’leri

- İspanyol Flamenko’lar

- Rock da dinliyorsunuz…

Eskiden beri bilenler, bana “rockçı” der. Rock müziği özgürlüktür. Elvis, Beatles’la başladı… O zamanki Jimi Hendrix’i canavar gibi, aslanlar gibi dinlerdim. Hâlâ dinlerim. Rock’ın babası diye anılan Erkin Koray benden etkilendiğini söyledi, biz de ondan etkilendik. Rock soundları da ilk ben kullandım. Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar bizdeki en iyi temsilcileri oldu. Onlarla hep iç içeydim. Bana söylediler, haberi geldi Led Zeppelin de benimle çok ilgilenmiş 70’lerden itibaren… Ben de onları dinlerim.

Yeni albümümde Ergenekon adlı bir şarkı var

Mart’ta çıkacak olan yeni albümümün adı “Berhüdar Ol.” Berhüdar ol, “Allah’a emanet ol” yani “Mutlu ol, huzurlu ol. Allah yanında olsun” anlamlarını içeren bir deyimdir. Dedem çok kullanırdı, onun hatırası… Bir enstrümantal çalışma var, adı: Ergenekon. Bugünkü Ergenekon davasıyla hiç ilgisi yok. Ergenekon, Türk tarihinin en kuvvetli destanıdır. Yeniden varoluş destanıdır. İsminden dolayı “Reklam için kullanıyor” derlerse adını Diriliş olarak değiştireceğim. Albüm çıkmadan 15 gün önce Vodafone aboneleri bütün şarkıları internet üzerinden dinleyebilecek. Çünkü o parçaların telif hakları önceden ödendi.

Orhan Gencebay Hastaneye Kaldırıldı

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Baba önceki gece aniden fenalaşarak İstanbul’da hastaneye kaldırıldı.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, yoğun iş temposu yüzünden tansiyonu yükselen ve by-pass’lı olduğu için kalp sorunu da yaşayan Gencebay, geçen yaz Bodrum’da aynı sebepten dolayı hastaneye yatmıştı.

Aşırı yorgunluk ve yoğunluk üstüne rutin kontrollerini de aksattığı öğrenilen sanatçının, tansiyonu yükselince fenalaştığı öğrenildi. Sevim Emre’nin yanından bir an olsun ayrılmadığı Gencebay’ın iki gün hastanede kontrol altında kalacağı açıklandı. Emre “Paniğe sebep olmamak için dostlarımıza bile haber vermedik. Şu an korkulacak bir şey yok ama her ihtimale karşı hastanede hem rutin kontrollerimizi yaptıracağız hem de müşahede altında olacağız” dedi.


Powered by Gürsoy Tasarım
Copyright © 2008 Orhan Gencebay. All rights reserved.