“Türkiye’nin Yüzde 75′i Beni Dinliyor”

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

“Vodafone, bana reklam teklifinde bulunmadan önce bir araştırma yapmış. İnsanlar yüzde 98 beni tanıyor, yüzde 75′lik bir kesim de dinliyor. Nesiller değişiyor fakat buna rağmen beni dinliyorlarmış.

Bundan sunu çıkarmışlar; benim kapsama alanım genişmiş. Yani gönül kapsama alanım genişmiş. Bunun için bana reklam teklifi yapmışlar.”

Uzun bir aradan sonra albüm çıkardınız…

Bir şey yaptığınız zaman bir sanatçı olarak bunu gönül dostlarına iletmek istiyorsunuz. Bu hem görevim hem de beni mutlu eden bir şey. Mesajımı ezgilerimle, bestelerimle anlatıyorum. Bir daha Allah ömür verirse bu kadar uzun ara vermeyeceğim.

Bu albümü diğer çalışmalarınızdan farklı kılan ne var?

Enstrümantal bir bestem var; Diriliş. Bu parça benim müzik kimliğimin özelliklerini belli ölçüde yansıtıyor. Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Avrupa gibi Türklerin dünya kültürüyle nerelerde buluştuğunu ve etkilendiğini anlatan bir hikâye. Birinci farkı bu. İkincisi albümün adı ‘Berhudar Ol’ bana dedemden kalan bir deyim. Osmanlı’nın neferi ve gazi olan bir dedem var. Onun için bu deyimi duyduğum zaman onu anımsarım, bu albümü ona ithaf etmiş gibiyim.

Yıllarca arabesk müzik hep eleştirildi. Bunu kendinize yapılmış bir haksızlık olarak görüyor musunuz?

Arabesk deyimini çok yanlış kullanıyoruz. Firavunlar döneminden kalan bir deyimdir ve Arap etkinliği manasına gelir. Şimdi öyle bir hale geldi ki olumsuz ne varsa ona arabesk deniliyor. Böyle saçma bir şey olur mu? Arabesk adam, arabesk heykel, arabesk düşünce… Kelime, olumsuzluğun yaftası oldu.

Siz de bu yaftalamalardan payınızı aldınız.

Bilmeyerek söyledikleri için ‘Bu konuda cahillerdir.’ diyorum. Birer birer herkese bunu anlatmam mümkün değil. O kadar anlatmamıza rağmen hâlâ yanlış anlaşılıyor. Alaturka da böyle kullanılıyor. Ne kadar yanlış, bayağı bir şey varsa o alaturka. Oysa Osmanlı döneminden gelen bir tanımlamadır. Müslüman Türk kimliğiyle, Hıristiyan Batı kimliğini ayırmak için kullanılmıştır. Alaturkanın karşıtı da alafrangadır. Adeta kimliği aşağılar gibi amma Türk’sün, amma İngiliz’sin deyimleri kullanılır mı Allah aşkına!

Müziğinizin birtakım çevrelerce onaylanmaması resmi görüşle resmi olmayan görüşün kavgası mıdır?

Evet ve ben bu yüzden kötü oldum. İşin garibi Türk müziğini koruma görevi TRT’nindi. Kurum, üzerine çok fazla yük almıştı. Ama o zamanlar okul yok, konservatuar yok. TRT’nin kızılacak tarafı çoktur ama bir bakıma bu kadar yük yüklendiği için üzülecek tarafı da vardır. Şimdi konservatuarlar kuruldu ve TRT bu yükten kurtuldu. Bunu yapmak hepimizin görevi, fakat bunu orada bırakmamak lazım, oradan yararlanıp yeni şeyler üretmek lazım.

TRT’nin bedel ödettikleri arasında siz de varsınız…

Ben ‘Daha ileri gidelim.’ diyordum ama onlar bunu istemiyorlardı. TRT’nin en olumsuz muhatabı bendim.

İdamınızı isteyenler olduğunu söylemiştiniz.

Sivil olanlar bunu düşünüyordu, bana karşı olanların böyle bir talepleri vardı. Çünkü çalışmalarımı halk destekliyordu ve o zamana kadar kimseye kısmet olmayan bir saygı ve sevgiydi bu. Kural koyan birçok kimse benim halkla olan diyaloğumu kıskanıyordu.

Enis Batur bir röportajında, “Bize sunulan bir Orhan Gencebay figürü var. Orhan Gencebay’ı indirgiyorlar, ona duyulabilecek saygının payını düşürüyorlar ve onu kısıtlı bir tarifle sunuyorlar.” diyor. Katılıyor musunuz?

Evet, bu tespiti doğru buluyorum ama bunun doğal bir oluşum olduğu noktasında da şüphelerim var. Bir yerde doğruları anlatamıyorsunuz ve sıkıntı çekiyorsunuz, bu sıkıntıları da yaşamak durumunda kalıyorsunuz. Derinlemesine bakan çok az. Bir kere baştan böyle tanıtıldığınız için ağzınızla kuş tutsanız yaranamıyorsunuz. O kolay değişmiyor ama artık biraz değiştiğini kabul ediyorum.

Bu değişikliği nasıl hissediyorsunuz?

Bir zamanlar bana karşı çıkan bazı insanlar gelip benden özür diledi, seni yanlış anlamışız diye. Anlaşılmak kolay değil, anlatmak da zor. Demek yeterli olmamışız!

Açılım toplantısında korsanı dile getirdiğiniz için eleştirildiniz?

Ben o toplantıda sadece korsanı dile getirmedim; önemli gördüğüm birçok konuda konuştum. Şu anda müzik sektörünün çökme aşamasında olduğunu bilelim. Bu çok önemli bir konu ama birçok insan farkında değil. Artık albüm yapılmıyor, insanlar eser üretmemeye başlıyor. Hatta eser üretenler başka işler aramaya başladı. Çünkü üretim durdu, bunun en büyük sebebi de korsan.

Şarkının adını Ergenekon davasından dolayı mı Diriliş olarak değiştirdiniz?

Ergenekon’un bir anlamı da yeniden doğuş, diriliş. Aslında Ergenekon bizim büyük bir destanımız. Benim anlattığım Ergenekon’un şu andaki Ergenekon’la hiçbir ilgisi yok. Benim siyasetle bir ilişkim yok çünkü sanat, siyaset yapmaz. Kişiler siyaset yapar ama sanat yapmaz. Bazı arkadaşlar siyaset yaparken sanatı alet etmeye çalışıyorlar. O doğru değildir. Başbakan’ın toplantısında ben bunu da ifade ettim. Bu açılımların başlıkları beni rahatsız ediyor; Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı… Bu başlıklar olmamalıydı. Burada önemli olan Cumhuriyet’in açılımı olmalı. Bu sorunlar Cumhuriyet’in başlangıcından itibaren uygulanması gereken, uygulanacak diye koyulan kuralların uygulanmamasından dolayı olmuştur. Herkes devlete eşit mesafede olacaktır, herkese aynı hizmet edilecektir ama bunu ihmal etmişler. Olmadı, o zaman Cumhuriyet’in bu yönü eksik kalmış.

Açılım toplantısına katıldığınız için eleştirildiniz mi?

Neticede davet eden Başbakan, gitmemek saygısızlık olur.

Kadir İnanır bizzat Başbakan’ın arayıp davet etmesini beklemiş. Sizi kim davet etti?

Başbakan herkesi tek tek arayabilirdi ama böyle bir şeyi yapması şart değil. Beni Hüseyin Çelik davet etti. Aradığında “Memnuniyetle gelirim.” dedim.

Yakın arkadaşınız Ajda Pekkan süper star olmanın kendini sınırladığını ve istediği gibi yaşayamadığını söyledi. Orhan Baba olmak size böyle bir sınırlama getirdi mi?

Hayır, yok, kısıtlama yok. Sadece keşke herkese yetecek bir gücümüz olsaydı. Sorunu olanlar o kadar çok ki, hepsine yetişmek mümkün değil. Baba olunca beklentiler başlıyor.

Sanat hayatınız boyunca hiç sahneye çıkmadınız. O duyguyu yaşamak istemediniz mi?

Beste yaparken daha mutlu oluyorum, sanki sahneye çıkarsam beste yapmam zorlaşır, zaman ayıramam diye korktum. Bu da beni mutsuz eder diye sahneye çıkmadım. Çünkü sahne çalışmaları insanın çok vaktini alır. Bundan korktum. Ama fazla erteledim.

Peki şimdi çıkmayı düşünüyor musunuz?

Şimdi istediğim ortamı bulursam çıkacağım ama ortamı bulmak kolay değil.

Sahneye çıkmamanızda konserde istemediğiniz şekilde taşkınlık yapabilme ihtimalleri de etkili oldu mu?

Yok öyle düşünmedim, neticede beni dinlemeye gelecek olanlar beni seven gönül dostlarım olacağı için öyle bir düşünceye hiç kapılmadım. Kim gelirse gelseydi ben onlara müzik anlatacağım için müzik de benim 6 yaşından beri bildiğim konu, o yüzden sorunu çıkarmazdı diye düşünüyorum.

Entelektüel birikiminizi dinleyicilerinize aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Bildiklerimi anlatmaya çalışıyorum, anlatabildiğim kişiler daha farklı bakıyorlar şüphesiz. Anlatabilmek kolay değil. Ama gittikçe anlayanların çoğaldığını da gördüm. Sabitleşmiş bazı fikirler vardır, onların bazılarını kırdığını düşünüyorum. Bence en kötü şey şartlanmaktır. Ne olursa olsun var olan bir olguyu önce anlamak lazım. Yargısız infaz doğru değil. Ben zamanında böyle bir şeye maruz kaldım.

Şu anda dünya çapında başarılı bir isim olan Ömer Faruk Tekbilek uzun süre sizinle çalıştı. Kendisini takip ediyor musunuz?

Tabii. Faruk 16 yaşında benim yanımdaydı ve o yaşına rağmen çok kabiliyetliydi. Birbirimizden etkilendik tabii, o da ifade eder bunu. Çok severim kendisini ve takip ediyorum.

Müziğin sosyolojisiyle yakından ilgileniyorsunuz. Önümüzde 27 Mayıs darbesinin 40. yılı var. Darbelerin sosyolojisiyle ilgileniyor musunuz?

Darbelerin hiçbirinin iyi olmadığını biliyoruz. Siyasete bulaşmasak da iyi bir vatandaş olmaya çalışıyoruz. İnsan hakkına saygımız her zaman var. Darbelerin hiçbiri güzel değil. İnsanları yönetmek için darbe şart değil. 27 Mayıs’ın neyi getirdiğini, neyi götürdüğünü hepimiz görüyoruz. Bu tarz darbelerin 80 ihtilalinde de olduğu gibi iyi bir şey olmadığını görüyoruz.

Sizce darbeler dönemi bitti mi?

Askerler öyle söylüyor, “Darbe dönemi çoktan bitmiştir.” diyorlar. İlk ağızlardan bunu duyuyoruz, doğrusu da budur. r.sezgin@zaman.com.tr ***

Pop Star’da iyi bir görev yaptım

Bazen çocuklar da babalarına kızar. Hayranlarınızın Orhan Baba’ya kızdığı anlar var mı?

Zaman zaman böyle şeyler oldu ama sonra düzeldi.

Nelere kızdılar?

Söylemek istemiyorum aslında… Mesela Pop Star’ı yaptığımız zaman çok tepki aldım. Ama ben orada iyi bir görev yaptığıma inanıyorum. Türk müziğini insanlara anlatmamız gerekiyordu ama bunu belgeselle yapmaya kalksak kaç kişi izlerdi! Pop Star gibi halkın ilgi gösterdiği bir programda bunu yapabilmek iyi olur diye düşündüm ve kabul ettim. Başta çok tepki oldu; burada ne işin var senin. Sonra anladılar benim ne düşündüğümü.

Siz “burada ne işim var” dediniz mi?

Tabii ben de dedim. Sonra dedim ki burası Türk müziğini anlatmak için fevkalade bir alan.

Yarışma sizin için hiç işkenceye dönüştü mü?

Zaman zaman. Bir iki defa kalkıp gittim, sonra sakin olalım dedim ve devam ettim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“Kader Dediğin Bütün İhtimallerin Toplamıdır”

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Kader  dediğin bütün ihtimallerin TOPLAMIDIR

Orhan Gencebay’ın yeni albümü Berhudar Ol bir vasiyet mi? Büyük usta neden Vodafone reklamlarında rol aldı? Bob Dylan konserine gidecek mi? En meşhur şarkılarını neden yazdı? ‘Berhudar ol’ sözünü kimden devraldı? Yoksullarla dostluğu var mı? Kader, ölüm ve tasavvuf konularında ne düşünüyor? Siyaset ile sanat arasında nasıl ayrımlar yapıyor?

• ‘Berhudar ol’ Farsça kökenli bir tabir, değil mi?

Allah’ın güzellikleri senin üzerinde olsun anlamına gelen, Farsça bir tabir. Bu sözü babamın babası Hüseyin dedemden öğrendim. 14 buçuk sene savaşmış bir Osmanlı askeri. Cephe cephe gezmiş, gazi olmuş. Vücudunda iki mermiyle dolaşırdı. Her yanında şarapnel izleri vardı, harita gibi. Berhudar ol sözü, dedemin hatırası, ondan yadigarıdır bana.

• Berhudar ol şarkısı bir nasihat ve vasiyet tadı taşıyor… ‘Sana taş atana sen de ekmek at /  Sevginde cömert ol sabrında inat’… Nereden, kimlere söylüyorsunuz bu sözleri?

Bir ağabey, bir dost olarak söylüyorum bunları. Bir tavsiyede bulunuyorum. Herkes kulak vermek zorunda değil, özgürlük var. Dinimiz de bir nasihat silsilesidir. Sözümüze itimat eden, müziğimize iltifat edenlerin istifade edebileceği bir şarkıdır. Dinde zorlama yoktur, sanatta da zorlama yoktur.

• 1974’te ‘Sana gelen dertler benim, hayat senin olsun’ demiştiniz. İsmail YK ise 2006’da ‘Bana gelen sana gelsin, Allah belanı versin’ diye bir şarkı söyledi. Siz İsmail YK’yı destekliyordunuz. Fakat zıt şeyler söylüyorsunuz sanki.

İsmail YK’yı severim. Sanırım tezat sanatından faydalanmış o sözlerde. Bir de kendisine sormak lazım.

• Mayıs sonunda Bob Dylan Türkiye’ye geliyor. O da sizin gibi sözleri kendisi yazıyor, kendi ülkesinin halk müziğinden faydalanıyor. Konserine gidecek misiniz?

Doğrusu gitmeyi düşünüyorum. Bob Dylan çok özel bir müzisyen. Söz yazarı olarak da çok dikkate değerdir. Şair katında kabul edilir. Kısmetse gidip dinleyeceğiz.

SANATI MALZEME YAPMADIM

• Vodafone reklamlarında neden rol aldınız?

Vodafone, benim yeni albümümün çıkışını duyuruyor. Yani bir bakıma Vodafone benim yeni çalışmamı destekliyor.

• Orhan Gencebay adı, Vodafone adından daha büyük bence.

Çok fazla reklam önerisini geri çevirdim. Sekiz yıl önce İdeal Kart reklamını kabul etmiştim. Sonra yine hiç reklama çıkmadım. Fakat Vodafone’un yaklaşımı bana münasip göründü. Vodafone beni taşıyabilir, ben de onları temsil edebilirim diye düşündüm. Sanatı reklamın malzemesi haline getirmekten kaçınmışımdır.

• İnsanlar sizin efendiliğinize, haktanırlığınıza, hamiyetperverliğinize çok itibar ediyor. Hem büyük bir sanatçısınız, hem yoksul kitleler tarafından çok seviliyorsunuz. Yoksul insanlarla temasınız var mıdır, onlarla buluşur, görüşür müsünüz?

Yoksul, garip insanlar benim sözlerimin, müziğimin onlara kucak açtığını başından beri bilmişlerdir. Sanat alanında böyle bir bağımız hep oldu. Onun haricinde elbette yoksul kardeşlerimizle dostluğumuz bakidir. Görüşür, konuşuruz. Komşumuz aç yatarken tok yatmak bize yakışmaz. Peygamberimiz de yoksul bir hayatı seçmiştir. Biz de ekmeğimizi bölüşme terbiyesiyle yetiştik. Sağ elimizin verdiğini sol elimiz görmesin diye dikkat ederiz.

• Şarkılarınızda kaderden çok bahsediyorsunuz…

İki tür kader algısı var. Kader, bütün ihtimallerin toplamıdır bana göre. Bunu hem bir Müslüman hem de amatör bir astrofizikçi olarak söylüyorum. Bir de batıl bir kader algısı var. İnsan bütün ihtimallere hükmedemez. İyi şeyleri kendimiz yapıyoruz da, belalar kaderin eseri değildir. Fakat elbette kaderde bir cilve, oyun olduğunu mecazen söyleriz. Kaderimizle barışmak için, onu söze konu ederiz. Bazı şikayetlerimiz olsa da, sonuçta kurtuluşa ermek, kaderimizle uyum sağlamak içindir.

• Geçen yıl valideniz Habibe Hanım vefat etti. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Anneniz hakkında bir şey söylemek ister misiniz?

Annem Yunus Emre’nin dişisi gibiydi. Kalbi Allah sevgisi, insan sevgisiyle doluydu. İnsanın annesini kaybetmesi büyük bir acı. Hepimiz annelerimize ihtimam göstermeliyiz. Her şey boş.

ÖLÜMDEN KORKMUYORUM

• Ölüm hakkında genel olarak ne düşünüyorsunuz?

Bu dünyada bir sirkülasyon var, bu da ölümle sağlanır. Ölümden korkmuyorum. Ölüm bir son değildir. Doğum ile ölüm arasında bize verilen nimetleri tanımak, onlara şükretmek, ölümden sonra da nimetlere kavuşmak için bu dünya tarlasını ekeceğiz, süreceğiz. Hayata hürmet edeceğiz. İnsana hürmet edeceğiz. Kendimize saygı duyacağız. Bilime de inanca da itibar edeceğiz.

• Benimle çok güzel konuştunuz, çok teşekkür ederim Orhan Ağabey.

Berhudar ol.

‘Aktörlerin hakkını mı yiyorum’ diye hep çekinerek oynadım

• 30’dan fazla filminiz var. Çok saygın yönetmen ve senaristlerle da çalıştınız. Vadullah Taş geçen hafta Orhan Gencebay Filmlerini Anlatıyor adlı bir kitap yayımladı.

Bu kitaptan benim hiç haberim yok. Doğrusu böyle bir çalışma için benimle temas kurulmalıydı, bana o saygıyı göstermeleri gerekirdi. Öyle bir şey olmadı. Dolayısıyla bu kitap hakkında konuşmamayı tercih ederim. Sinema yaptım fakat hep çekinerek yaptım. ‘Acaba meslekten aktörlerin hakkını mı yiyorum?’ diye düşündüm hep. UNESCO’nun Yunus Emre Yılı ilan ettiği 1972’de Yunus Emre filminde rol almam teklif edilmişti. Bunu söyleyen yapımcıya ‘Yunus Emre gibi büyük bir değeri, bizim canımız, gururumuz olan bir büyüğü benim gibi acemi birine nasıl teklif edersin?!’ diye çıkıştım.

• En sevdiğiniz filmleriniz hangileri?

Sev Dedi Gözlerim, Batsın Bu Dünya, Aşkı Ben Yaratmadım, Leyla ile Mecnun (rahmetli üstadımız Halit Refiğ yönetmişti), Hatasız Kul Olmaz… Mesajı güçlü filmlerdi.

Gencebay Akademisi kurulacak, bağlama resitali verilecek

• Konser vermiyorsunuz, ona bir şey diyemem. Fakat bir bağlama virtüözü olarak, bağlama resitali verseniz gelip dinlesek bir bağlama albümü yapsanız…

Aslında çok iyi olur. Bu aklıma gelmedi sanmayın. Yapmak istediklerimin ancak yüzde 30’unu yapabildim bugüne dek. Allah ömür ve sıhhat verirse hepsini yapacağım. Bir akademi kurarak Türk Sanat Müziği ve Halk Müziği’ndeki yapıları analiz etmek istiyorum. Geçenlerde bir rektörle de konuştuk. Müziğimizin makam zenginliği, 1826’dan sonra yeterince ciddiyetle incelenmemiştir bence. Ayrıca senfoniler yapmayı düşünüyorum…

Hangi şarkıyı neden yazdı?

•Hatasız Kul Olmaz’ı istemeden kırdığım biri için söyledim

O şarkı, istemeden kırdığım birine sunduğum bir özür beyanıdır. Benim şarkılarımın iki yönü vardır. Biri sevgiliye, diğeri de Yaradan’a hitap edilen kısımdır. Bizim divan şiirinden, tasavvufi şiirlerden, ilahilerden öğrendiğimiz bir ifade tekniğidir bu. ‘Feryada gücüm yok / Feryatsız duy beni’ derken, bir yandan insani bir durumu anlatıyorum, bir yandan da sessizliğimizin düşünmediğimiz anlamına gelmediğini.

•Hor Görme Garibi bir tasavvuf tabiri

O bir tasavvuf tabiri: ‘Hor görme garibi kalbinde rahman vardır.’ Fatih’te bir gece sinemadan çıkıyorduk. Kapıda dilenenler vardı. İçlerinden biri vakur duruyordu. Dilenmiyordu ama muhtaç olduğu da hissediliyordu. Ben de bir şeyler verdim. Almam demiyordu, yere bakıyordu fakat. Onun halinden çok etkilendim. Can taşıyan herkesin hayatı güzelleştiren şeylerde hakkı vardır.

•Dertler Benim Olsun başımdan geçen bir olayı anlatıyor

O şarkı da yaşanmış bir olayın hikayesini anlatır. Mevlana ‘Sen iki Leyla’sı olan Mecnun gördün mü?’ der. Şarkıda, aynı kişiyi seven iki kişi var. Biri kaybediyor. O kaybeden kişinin hikayesini anlatıyorum. Bir insanın aşkta kaybetmesi, insanlıkta kazanmayacağı anlamına gelmez. Her aşk üçgeni skandal olacak diye bir kural yok. Bu hikaye benim başımdan geçmiş bir olayı anlatıyor, fakat aynı durumu başkalarında da gördüm.

•Batsın Bu Dünya şarkım 1980 yılı öncesiyle ilgili

1980 öncesi büyük bir siyasi kargaşa vardı. İnsanlar birbirlerini vuruyordu. Allah bir daha göstermesin. O dönemde insanların aşkları da paramparça olmuştu. Siyasi çatışma, gönüllerin buluşmasını da engelliyordu. Ben de ‘Batsın bu dünya!’ dedim.

•Bir Teselli Ver’i yalnızken  yani bekarken yazmıştım

Yalnızken, bekarken yazdığım bir şarkı. Bizim en büyük zenginliğimiz gönlümüzdeydi. Duygularımızın gücüyle hayata tutunuyorduk. Dolayısıyla şarkılarımızın da enerjisi yüksek oluyordu. O şarkıda demokratik bir tutum da vardır: ‘Aramızda başka biri var ise / Tertemiz aşkımı bana geri ver.’ Yani ‘Seni keserim, asarım, biçerim’ demiyor.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Orhan Baba’nın Teknoloji Aşkı

Yazar: Erdem Gürsoy - 18 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Türkiye’nin Orhan Baba’sı Orhan Gencabay son günlerde Vodafone’un “Türkiye’nin gönlünü kapsıyor” sloganlı reklamlarıyla her yerde… Kimileri eleştirse de çoğunluk Orhan Gencebay’ı sık sık televizyonda görmekten memnun. Ancak Gencebay’ın bir iletişim teknolojisi ürünün reklamında oynaması tesadüf değil. Çünkü Orhan Baba, “benim” diyen gençleri cebinden çıkaracak kadar usta bir teknoloji tutkunu. Onun teknoloji hızına ise hayat arkadaşı Sevim Emre yetişiyor. Orhan Gencebay: “Teknoloji merakım, sinemada kameralarla başladı.

Videolar çıktığında ilk alan bendim. Uzay Yolu’nda Kaptan Kirk’ten çok etkilenmiştim. i-Phone’umu yanıma almadan yürüyüşe çıkmam. İlham geldiğinde cep telefonuma kaydederim. Sevim Hanım torunla chat yapıp, facebook’a girerken ben uzayla ilgili siteleri ziyaret edip Google Earth’le dünyayı geziyorum” diyor.
Teknolojiyle aranız nasıl?

Her zaman iyidir. Bu sinemadan gelen bir merak; 8’lik kameralar, 70’lerden itibaren kullandığımız 35’lik kameralar vardı. Yönetmenlik yapmadım filmlerde oynadım, kamerayı ve açıları bilirim. Ses ve ışık sistemlerini öğrendim. 80’lerde videolar çıktı. Videoları ilk alanlardanım… Aldık 15 kiloydu, taşıdık onu (gülüyor). Kamera alınca da modellerim Sevim Hanım ve oğlumdu. O zamanlardan beri ilgilenirim… Beni ilk etkileyen teknolojik cihaz ise 1967 yılında Almanya’nın Köln şehrindeki bir stüdyoda gördüğüm 48 kanallı teyplerdi. 48 kayıt kanalı vardı ki o zaman bizde bir taneydi. 48 kanal acayip bir şeydi. Orada bir orkestrayla şarkı söylemiştim. Aradan benim sesimi orkestranın sesinden ayırıp dinlettiklerinde şok olmuştum. “Bu nasıl teknoloji” diye. O teknoloji bize 10-15 sene sonra geldi. Bizde kanallar arttı, şimdi bilgisayarlarla sınırsız kanallı kayıt cihazları var.

Teknolojinin hızını takip ediyorsunuz yani…

Hem de nasıl! Arkadan tabii ki bilgisayar, internet geldi; derken GSM’ler…

Cep telefonları ilk çıktığında ne düşündünüz?

Şaşırmıştık, eskiden Uzay Yolu vardı. Uzay Yolu’nda Kaptan Kirk cebinden bir şey çıkarır konuşurdu ya… “Vay canına vay” derdik. Çok etkilenmiştim. Onların hepsi gerçekleşti. Amatör astrofizikçiyim. Teknolojiyle de haliyle fazlasıyla ilgileniyorum. Cern’deki Big Bang deneyini ilgiyle takip ediyorum. Bu kadar yakın ilgim var…

Cep telefonunu ilk kullandığınızda hemen uyum sağladınız mı? Aramak, aranmak, mesajlaşmak… Hangisini daha çok kullandınız?

Tabii… Aranıyordum, arıyordum, mesaj da atıyordum. Ama oyun oynamıyordum (gülüyor).

Mesajı çok kullanırım, bazen uzun ve sitemkâr yazarım

Sevim Hanım’la ilişkinizi nasıl etkiledi cep telefonu? Günde kaç kere konuşuyorsunuz?

Günde 8-10 defa olabiliyor (gülüyor). Cep telefonuyla artık her yere kolay ulaşılabiliyor. İlle ulaşılması gerekiyor mu? Hayır, ama bu alışkanlığı getirdi bize, herkes ille her yere ulaşmak istiyor. En çok da şüphesiz Sevim Hanım’la konuşuyorum.

Mesajlaşmayla aranız nasıl?

Mesajı çok kullanıyorum, hatta konuşmaktan daha fazla kullanıyorum. Her ikisini de gerektiği gibi kullanıyorum. Bazen uzun uzun mesajlar da yazıyoruz tabii sitemkâr olabiliyor bu mesajlar.

Mesajla tartıştınız mı hiç?

Hayır ama sitem edebiliriz. Bazen insan söylemeye çekindiği şeyleri yazıyor… Yine de kimseyi kıracak bir şey yazmıyoruz ama söyleyeceğimiz şeyi sanki mesajla daha güçlü imâ ediyoruz.

İlişkileri değiştirdi mi cep telefonu ve teknoloji?

Mutlaka etkiledi. Pekiştirdi belki, olumsuz da etkiledi. Çünkü insanların günlük yaşamında çok fazla yer tutuyor; evvelce bunlar yoktu. Bambaşka alışkanlıklar getirdi. İletişim bir an kesintiye uğrasa veya birini bulamayınca insan küsüyor.

Mesela bir dostunuzu arıyorsunuz, cevap vermeyince küsebiliyor insan. “Niye açmadı acaba? Açmalıydı” diyor… Halbuki bırak, adamın belki işi var.

İlham gelince cep telefonuma kaydettim

3G’ye hemen geçtiniz mi?

Geçtim… Ama şimdi 3G’de görünmek de var (gülüyor). “Neredesin etrafı göster” denilebilir. Sonra optik göz var. Her yeri gösteriyor, koy kenara zoom bile yap; olacak şey değil! Bunlar insanı olağanüstü şaşırtıyor. 3G’den de önce, toplantılarda görüntülü sunumlar yapmıştık.

Mesela bir ilham geldi… Hemen kaydediyor musunuz?

Telefonum hem sesi kaydediyor hem görüntüyü. Onu da yaptım, bazı bestelerimi not aldım, kaydettim. Yeni albümümde yer alacak olan şarkılar için bazı müzik notlarımı yanımda teyp olmadığı için cep telefonuma kaydettim. Çok yararlı bu konuda.

Cep telefonunuzun melodisi nedir?

Bir ara torunum Efe’nin rap tarzı konuştuğu bir ses kaydı vardı, onunla çalıyordu. Derken bir oryantal notum var, o çaldı. Bir ara Dil Yarası adlı şarkımdı.

Başka ne cihazlar alacaksınız?

Geçen gün hırsız girdi, plazmamızı çaldı. Led TV alacağız, yeni dijital kameralar var; hard diski 30 saat çekiyor, harika! Vodafone’un optik gözü “cin göz”den mutlaka alacağız. Teknoloji marketlere gittiğimde bir şey almasam bile neler çıkmış diye bakıyorum.

Sevim Hanım’ın facebook’ta sayfası var benim yok, uzayla ilgili sitelere giriyorum

Sevim Hanım’ın teknolojiyle arası nasıl?

Onun da arası iyi. Internet kullanıyor, küçük bir laptop’u var. Çantasında taşıyabiliyor.

Siz mi öğrettiniz interneti?

Kendisi öğrendi. Torunumuz Efe bir harika! Her şeyi ezbere biliyor. Sevim Hanım Efe’yle chatleşiyor internette.

Facebook’ta var mısınız?

Ben yokum, Sevim Hanım var.

Siz de girecek misiniz Facebook’a? Hayran sayfalarınız var…

Evet çok var. Benim yerime sayfa açıyorlar zaten… Bir zamanlar fan kulüpler vardı. 70’lerde 500 fan kulübüm vardı, yetişemiyordum. Şimdi de öyle, sayısını bilmiyorum…

En çok hangi internet sitelerini ziyaret ediyorsunuz?

Uzayla ilgili sitelere giriyorum. Uzayla ilgili şeyler çok ilgimi çekiyor. Mesela Google Earth’e girdiğiniz zaman dünyanın neresini isterseniz yukardan görebiliyorsunuz. Bakın Orta Asya’ya, tabanı deniz tabanı gibi görürsünüz. Çünkü eskiden denizdi. Ben bayılıyorum bunlara… Google Earth’le dünyayı gezebiliyorum. Gazetelere de hem internetten hem gazeteden bakıyorum.

Reklamı eleştirenler de oldu “Reklamla da olsa Orhan Baba’yı dinliyor, görüyoruz iyi oldu” diyenler de… Siz ne diyorsunuz eleştirilere?

“Sanki internetten şarkı indirimine teşvik ediyorsunuz” diye de tenkit geldi. Reklamda “İnternet öyle harika bir şey ki, bir bakıyorsunuz Hatasız Kul Olmaz’ı milyonlarca kişi indirmiş, insanı mutlu ediyor” diyorum. Bunun için tenkit edildim. “Keşke hepsi yasal olsaydı” diye ekleyebilirdik. Bunu anlatmak istedik. “Yasal indirenler de var ama keşke korsan da olmasa” deseydim o tenkiti almayacaktık.

Orhan Baba’dan teknoloji çağı çocuklarına hayat dersleri

Ahkam kesmeyelim, olasılık kavramını eksik etmeyelim

- Teknoloji aşkı olumsuz etkileyemez. Aşk olduğu gibi duruyor. Yeni şarkı sözlerimde de anlatıyorum:

“Korkuyorlar aşklar, aşklar korku içinde, sevmekten korkuyorlar, aşklar bile ağlıyor kendi yalnızlığına, cesaretin varsa; bencilliğini yen!”

- Hiçbir zaman “Şu şöyledir, bu böyledir” diye ahkam kesmeyelim.

Olasılık kavramını hiçbir zaman eksik etmeyelim.

- Bir söz vardır: “Doğru hayat yoktur, hayatın renkleri vardır.” Neye göre doğrudur hayat? Bir memura göre mi? Bir işçiye göre mi? Bir iş adamı ya da bir askere göre mi?

Hayatın aynı tornadan çıkmış bir örneği yoktur; hayatlar vardır.

- Aşk her zaman bir abide gibi durur, aşka bir şey olmaz, aşka ne olacak! Aşklar birbirine yakınlaştırır. Anne-baba, çocuğuna sevgisini verdiği sürece aşk hiçbir zaman yok olamayacaktır.

- Bilgiden kaçmak olmaz ama bilgi “Yaradan”ın bilgisi. Biz ne biliyoruz ki! Daha neler neler öğreneceğiz…

- İki insan bir araya geliyorsa, insan var olur. Bu kadar insan var olduğuna göre demek ki insanlar bir araya geliyor… Demek ki aşk yok olmuyor.

- Doğru bir hayat; mutlu olamaya çalışmaktır. O da koşulsuz sevgiden gelir. Aile hayatı, koşulsuz sevgi için tarih boyunca en çok denenen şekildir. Çocuk aile içinde koşulsuz sevgi ve saygıyı öğrenecek, o zaman aşk devam edecek.

Şarkılar yasal yoldan indirilsin, mağdur olmayalım

Meslek birlikleri olarak sanat ve sanatçıyı korumak için dijital platform kurduk. Dijital platform internetten bütün GSM’lere cevap verebilen bir datadır. Şu anda 120 bin eser bu datada kayıtlı. Bu datadan şarkılar yasal olarak indirilebilir. Ama yapılmıyor. Bu yüzden teknoloji bizi mağdur da ediyor. Şarkıları yasal yoldan indirilenler 18-20 bin milyon, olması gereken ise 2,5-3 milyar. Bu datadan indirilsin şarkılar. Sanatçı, eserlerin telif haklarını korunsun, ticari kayıplar engellensin. Birçok kuruluş faydalanıyor; Vodefone da bunlardan biri. Sitesini her gün binlerce kişi tıklıyor, şarkılarımı oradan indirip dinleyebiliyorlar.

i-Phone’la yürüyüşe çıkarım

Aslanlar gibi Jimi Hendrix dinliyorum

i-Phone’unuz var mı?

Yürürken onu dinleyerek yürüyorum. Mp3 aslında bana göre değil. Çünkü ses kalitesinden güzel bir setin soundunu almak mümkün değil ama yürürken iyi oluyor. Tabii bunlar i-Phone’uma yasal yollarla giriyor.

En çok ne dinliyorsunuz? Neler var i-Phone’unuzda?

Biz müziğe farklı bakıyoruz. Normal müzik dinleyicisinin listesi daha farklı. Benim vereceğim listeyi gören “Allah Allah” diyebilir… Ama bir kaçını söyleyecek olursam:

- Hacı Taşan (Halk Müziği)

- Muharrem Ertaş (Halk Müziği)

- Barış Manço (En çok Dağlar Dağlar’ı seviyor)

- Jimi Hendrix

- Led Zeppelin

- Elvis Presley

- Beatles

- Tony Osborne

- Beethoven, Mozart ve diğer klasiklerin eserleri

- Amerikan Country’leri

- İspanyol Flamenko’lar

- Rock da dinliyorsunuz…

Eskiden beri bilenler, bana “rockçı” der. Rock müziği özgürlüktür. Elvis, Beatles’la başladı… O zamanki Jimi Hendrix’i canavar gibi, aslanlar gibi dinlerdim. Hâlâ dinlerim. Rock’ın babası diye anılan Erkin Koray benden etkilendiğini söyledi, biz de ondan etkilendik. Rock soundları da ilk ben kullandım. Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar bizdeki en iyi temsilcileri oldu. Onlarla hep iç içeydim. Bana söylediler, haberi geldi Led Zeppelin de benimle çok ilgilenmiş 70’lerden itibaren… Ben de onları dinlerim.

Yeni albümümde Ergenekon adlı bir şarkı var

Mart’ta çıkacak olan yeni albümümün adı “Berhüdar Ol.” Berhüdar ol, “Allah’a emanet ol” yani “Mutlu ol, huzurlu ol. Allah yanında olsun” anlamlarını içeren bir deyimdir. Dedem çok kullanırdı, onun hatırası… Bir enstrümantal çalışma var, adı: Ergenekon. Bugünkü Ergenekon davasıyla hiç ilgisi yok. Ergenekon, Türk tarihinin en kuvvetli destanıdır. Yeniden varoluş destanıdır. İsminden dolayı “Reklam için kullanıyor” derlerse adını Diriliş olarak değiştireceğim. Albüm çıkmadan 15 gün önce Vodafone aboneleri bütün şarkıları internet üzerinden dinleyebilecek. Çünkü o parçaların telif hakları önceden ödendi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çok Özel Şarkı

Yazar: Erdem Gürsoy - 11 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay, 2010’da önce “Berhudar Ol” isimli albümünü ardından da kitabını piyasaya çıkaracağını belirtti.

Albümde Kurtuluş Savaşı için yazdığı şarkıya da yer vereceğini anlatan Gencebay, canlı konser vermeyen tek sanatçı olma unvanını da 2010’da bozabileceğini söyledi. Gencebay, sesi yetmediği için konser vermediğini eleştirilerine de tepki gösterdi. Gencebay, “Beni sahneye çıkartabilmek için o zamanda kimseye yapılmayan tekliflerle bana geldiler. Haliç’te bir platform üzerine kurulmuş alanda konser verecektim ve gökyüzünde yüzlerce uçan toplarda bana ait olan filmler dönecek ve bende oraya helikopterle inecektim.Bu sunum benim çok etkilemişti. Ben ise madem bir kez sahneye çıkyorum ülkemizin her yerinde sahneye çıkıp sevenlerime ulaşmak isterim” şeklinde konuştu.

‘Benim villam yıkılmadı’
Öte yandan Gencebay, geçen hafta Büyükşehir Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün villasını yıktığı haberlerinin doğru olmadığını söyledi. Önceki gün Etiler’deki villasında basın toplantısı düzenleyen Gencebay, hayatı boyunca kanunsuz bir iş yapmadığını dikkat çekti.

Türkiye’nin “Gönlünü” Kapsıyor

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Vodafone Orhan Gencebay ile Türkiye’nin “gönlünü” kapsıyor.

Dünyada 3G teknolojisinin öncüsü Vodafone, yeni reklam kampanyasında, müzikseverlerin gönlüne taht kurmuş efsane isim Orhan Gencebay ile bir araya geldi. Bir web sitesinin de faaliyete geçtiği kampanyada Gencebay, Vodafone’un güçlü kapsama alanının kendi sanatına, müziğe ve müzikseverlere yaptığı katkıyı anlatıyor. Ünlü sanatçının bu filmi ve kampanya ile ilgili diğer ayrıntılar www.gonuldenkapsar.com adresindeki web sitesinden de izlenebiliyor.

Mobil iletişim teknolojilerinin lideri Vodafone, yeni reklam kampanyasında; müziğe getirdiği farklı bakış açısıyla 7’den 70’e herkesin gönlünü kapsayan, müzik dünyamızın efsane ismi Orhan Gencebay ile buluştu. Başlayan yeni reklam kampanyasında Gencebay 3G deneyimini anlatıyor ve çok geniş kapsama alanı ile mobil interneti Türkiye’nin dört bir yanına sunan Vodafone sayesinde genç nesillerle yeniden gönül bağı kurduğunu vurguluyor. 81 ilde Türkiye nüfusunun % 98’ini kapsayan Vodafone, sunduğu iletişim olanakları ile gönülleri de kapsama alanına alıyor. 3G lideri, sanatçıyı ve müziğini Türk halkıyla buluşturarak aradaki gönül bağını güçlendiriyor.

İnternette özgürlük kavramını yeniden tanımlayarak geniş ve güçlü kapsama alanı ile mobil interneti Türkiye’nin hizmetine sunan Vodafone, müzik dünyamızın değerli sanatçısı Orhan Gencebay ile gönüllere hitap ediyor. Vodafone’un 3G reklam filminde yer alan Orhan Gencebay, yeni nesillerle gönül bağı kurmasını sağlayan bu teknolojinin Türk halkıyla kendisi arasında sağlam bir köprü oluşturduğunu anlatarak, bu sayede eserlerinin hep taze ve yeni kaldığını söylüyor.

Orhan Gencebay reklam filminde Vodafone’un sunduğu 3G+ teknolojisinin ve bu teknolojinin internette sağladığı özgürlüğün sanat hayatına yaptığı katkıları vurguluyor. Sanatçı, eski ve yeni eserlerine bu teknoloji sayesinde kolaylıkla ulaşabildiğini, mobil internetle şarkılarını dinlediğini, filmlerine göz attığını, röportajlarını tekrar okuyabildiğini aktarıyor.

7′den 70′e tüm Türk halkının da mobil internet sayesinde kendisine ve eserlerine kolaylıkla ulaşabildiğini hatırlatan Gencebay, Vodafone’un kapsama gücünden faydalanarak yeni nesiller arasında kendi kapsama alanını da genişlettiğini kaydediyor.

Reklam kampanyasıyla ilgili yaptığı açıklamada Orhan Gencebay, “Vodafone çok geniş bir kapsama alanına sahip. Biz gönüllere ulaşıyoruz. Vodafone da insanların birbirlerine ulaşmasını sağlayan hizmeti sunuyor. Bu yüzden Vodafone ile önce kapsama alanlarımız buluştu.” dedi.

Orhan Gencebay’ın filmde anlattıkları, çalışmanın kamera arkası görüntüleri ve Vodafone’un kapsama alanı ile ilgili bilgiler www.gonuldenkapsar.com adresindeki web sitesinden de izlenebiliyor.


“Heyecan verici işbirliği”

Yeni reklam kampanyasıyla ilgili bir açıklama yapan Vodafone Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Öğüt, mobil iletişim teknolojilerinin lider firması Vodafone olarak 3G şebekelerinde büyük deneyim sahibi olduklarını ve bu konuda 16 ayrı ülkede edindikleri bilgi birikimini 3G hizmeti verdikleri 17. ülke olan Türkiye’ye aktararak Vodafone Türkiye’nin şebeke altyapısını da yenilediklerini hatırlattı. Gökhan Öğüt sözlerine şöyle devam etti:

“2009 – 2010 mali yılımızda 1,3 milyar TL’lik güçlü bir yatırım bütçesiyle devam ediyoruz. Bu yatırımla şebeke ağımızın ve IT altyapımızın kuvvetlenmesi sağlanmıştır. 2G şebeke ağımızı 2 yılda 2 misli genişlettik, 2G baz istasyonu sayımızı 11 bine çıkarttık ve 3G şebeke ağımızı bu yenilenmiş altyapımızın üzerine kurduk. 3G sebekesi de eklenince baz istasyonu sayımız 13 bine ulaştı. 16 ülkeden aldığımız deneyimle en ileri 3G şebekesi olan HSPA+ teknolojisini 81 ilde aynı anda başlattık. Bu çalışmalarımızdan yola çıkarak güçlü altyapımızla ilgili mesajları aktarmak üzere Türkiye’de geniş bir kapsama alanına sahip olan Orhan Gencebay ile birlikte çalışmaktan memnuniyet duyuyoruz. 3G+ ve mobil internet hizmetimiz sayesinde, Gencebay’ı tüm sevenler onun eserlerine, filmlerine, kliplerine ve yazılarına istediklerini her yerden her zaman ulaşabilecek. Geniş kapsama alanımız ve internet kullanımına getirdiğimiz özgürlük sayesinde Orhan Gencebay gibi dev bir sanatçının eserlerini Vodafone abonelerine özellikle de yeni nesillere sunmuş olacağız. Bu işbirliği bizler için çok heyecan verici. Kullanıcıların da en az bizler kadar heyecan duyacağını düşünüyoruz.”
“Vodafone, Türk halkıyla aramda sağlam bir köprü kuruyor”

Berhüdar Ol Albümü

Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Vodafone’un reklam kampanyasında yeni yüzü olan ünlü sanatçı Orhan Gencebay, “Berhüdar ol” albümüne öncelikli olarak Vodafone Türkiye abonelerinin ulaşacağını söyledi

TRT yasağı 1979 yılbaşı gecesi kaldırılan Orhan Gencebay Vorafone kapsama alanı reklamları ile yine gece yarısı ekranlarda kutlama mesajı yayınladı. Yeni reklam kampanyasında Vodafone kapsama alanı ve 3G yatırımları anlatılıyor. Farklı reklam filmlerinin olacağı kampanyada Gencebay’ın “Berhüdar ol” albümü de öncelikli olarak Vodafone abonelerinin beğenisine sunulacak. Kampanya ile ilgili olarak SABAH’a açıklama yapan Orhan Gencebay, kendisinin geniş bir dinleyici kitlesine sahip olduğunu ifade ederek, “Vodafone da kapsama alanı için büyük yatırımlar yapan bir dünya şirketi. Bu yüzden Vodafone ile önce kapsama alanlarımız buluştu. Biz gönüllere ulaşıyoruz. Onlarda insanların birbirlerine ulaşmasını sağlayan hizmeti sunuyor” dedi.

AİLEDEN BİRİ GÖRÜLÜYOR
Orhan Gencebay’ı Türk insanının yüzde 75′inin aileden biri gibi görüp sevdiğini, “Orhan Baba” dediğini kaydeden Vodafone Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Öğüt de,”Biz bu kampanyada insanların güvenini kazanmış bir sanatçı ile çalışmayı hedefledik” dedi.

‘Algı değiştirmek şebekeden zor’
KAPSAMA alanı için şebekeye yatırıma devam ettiklerini söyleyen Gökhan Öğüt “Algıyı değiştirmek baz istasyonu ve şebeke yatırımı yapmaktan bile zor. 1.3 milyar TL’lik yatırım bütçesiyle altyapı yatırımımız devam ediyor. 2G Şebeke ağımızı 2 yılda 2 misli genişleterek 11 bin baz istasyonuna ulaştık. 3G şebekesi de eklenince baz istasyonu sayımız 13 bine ulaştı. 2010 yılı Mart sonuna kadar 14 bine çıkaracağız” dedi.

‘Halkın güvendiği sanatçı’
Vodafone Genel Müdürü Serpil Timuray, Orhan Gencebay ile çalışmaktan çok mutlu olduklarını ifade ederek “Halkın güvenini kazanmış bir sanatçının bizim çalışmalarımızı anlatmamıza katkısının olacağını düşünüyorum” dedi.


Powered by Gürsoy Tasarım
Copyright © 2008 Orhan Gencebay. All rights reserved.