Hem tatil hem tedavi

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay ABD yolcusu

Türk müziğinin büyük ustası Orhan Gencebay üç yıl aradan sonra çıkarttığı son albümü ‘Berhudar Ol’un yorgunluğunu Sevim Emre ile çıkacağı 10 günlük Amerika tatilinde atacak. Bugün gazetesinin haberine göre, hem tatil hem de sağlık sorunlarıyla ilgili Amerika seyahatine çıkacak olan çifte ilerleyen günlerde Sibel Can da eşlik edecek. ABD’nin önde gelen hastanelerinden Cleveland Clinic Foundation’da 10 yıl önce by pass ameliyatı geçiren Orhan Gencebay, bu tatil sırasında sağlık kontrollerini de yaptıracak.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Daha 10 yaşında ‘Orhan Baba’ydım!

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Türk halkının önce ‘Orhan Abi’si, sonra ‘Orhan Baba’sı olan Orhan Gencebay’la konuştuk…

Türk halkının önce ‘Orhan Abi’si, sonra da ‘Orhan Baba’sı oldu. Ama sanmayın ki sonradan ‘Orhan Baba’ oldu. Arkadaşları  onu daha 10 yaşındayken “Baba Orhan” diye çağırırmış. 17 yaşına geldiğinde bu kez lakabı ‘Kont Orhan’ olmuş. Etiler’deki ofisinde buluştuk; ‘Orhan Gencebay karizması’nı, bu karizmayı nasıl oluşturduğunu konuştuk. Kıyafeti yine ‘jilet’ gibiydi. Evde de ‘kendine göre bir estetik’ oluşturmuş; Allah korusun bir deprem olsa can havliyle evden fırlasa da onu kötü bir durumda göremezmişiz. İşte 10 yaşından beri ‘karşı cinse’ o yaştaki çocuktan beklenmeyecek bir dille aşk şarkıları yazan, daha o yaşta ‘Orhan Baba’ olan Orhan Gencebay…

İlk profesyonel besteniz ‘Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin’i 14 yaşında yapmışsınız. Böyle bir şarkı besteleyen nasıl bir çocuktu?

Ya nerden buldunuz? ‘Ruhumda titreyen sonsuz bir alevsin/ Adımı zikreyle bu alev sönmesin/ Ruhun ayrılsa bile o pak teninden/ Dilerim adımı anmadan Hakka eremeyesin.” Rast makamında Türk Sanat Müziği klasik formasyonunda bir beste. 13-14 yaşında bir çocuğun söyleyeceğini düşünemeyeceğimiz bir yapıdaydı. Yine o yaşlarda yaptığım bir beste vardı ki; o da şuydu: “Bir huzur var ki şu alemi fani içinde/ Yaşadım da o alemi bu karar içinde/ Gördüm ki doğan bir pişman doğmayan ise iki…” 6 yaşında müziğe başladım. 10 yaşında beste yapmaya başladım. 13-14 yaşında bu ciddi cümleleri sarfediyordum. Notayı 6 yaşında öğrenmiştim. 7 yaşında sazı kucakladım. Cazla, rock’la ilgilendim. Böyle bir içeriğimiz var…

Bu besteleri yapan çocuğun ruh halini çok merak ediyorum…

8-9 yaşında dahi Aşık Veysel babamızı gözlerim kapalı son derece büyük bir hazla dinlerdim. O yaşta ben onu anlardım.

Bu yoğun hislerle, ağır sözlerle dolu şarkıları bu çocuk aşık olup mu yazdı?

10 yaşında başladım. ‘Kara kaşlı esmer yar’ı yazdım: “Kara kaşlı, esmerdi/ Kim bilir kimi sevdi.” Komşu kızıydı, kara kaşlı, esmerdi. Çocuksu, şekillenmemiş duygularla ona yazdım. Bunun karşı cinse olan beğeninin ifadesi olduğunu sonraları daha çok hissettim.

Peki Maria?

Tarihten bir yaprak! ‘Bir Teselli Ver’le bağlantılı. Kızıl saçlı; yeşil gözlü bir arkadaştı, İspanyol’du. Londra’da tanışmıştık.

Şarkılar hep birilerine mi yazıldı?

Bestelerimin yüzde 70-80’i yaşadığım ya da çevremde yaşanan olaylara bağlıdır. Bana bir şey söylemiştir, ben de onları bir mesaj halinde ifade etmeye çalışmışımdır.

Siz kaç yaşında Orhan Abi oldunuz?

Çok küçükken, 10’lu yaşlarda arkadaşlarım “Baba Orhan” derlerdi bana. Halkımızın beni tanıdığı zamandan itibaren ‘Orhan Abi’ oldum. Ailenin bir ferdi gibi görürlerdi. Şimdi ‘Orhan Baba’lığa terfi ettik. Biyolojik olarak ‘Orhan Dede’ de olduk. Efe’miz (Büyük oğlu Altan Gencebay’ın oğlu) var. Müziğe verdiğim uzun emekten dolayı da birçok arkadaşım saygıdan “Orhan Dede” de der.

Sırf ailenin bir ferdi gibi görmekten mi?

Bence sizi önce ‘abi’ sonra ‘baba’ yapan ağır karizma haliniz var… O ifade daha o yaşlarda (17 yaşındaki fotoğrafını gösteriyor) kendini belli ediyor! Kendine hakim, kararlı, güçlü, sporcu, giyimi yerinde. Duruşta o ifade var. Giyimime çok dikkat ettiğim için arkadaşlarım 17 yaşında bana ‘Kont Orhan’ derlerdi. Sözüm ona kontlar iyi giyinir diye…

Ama fotoğrafta kont gibi de duruyorsunuz!

Biraz Monte Kristo Kontu’nun etkisindeydim. Bizi etkilemiştir. Filmini seyretmiştik. Geceleri dolanır Monte Kristo Kontu. Biz de böyle bir romantizmin içinde elimize bir baston alır gece yarısı karanlık sokaklarda bastonu tak tak tak yere vurarak yürürdük. Bu romantizmin bir başka icraatı. O kimliği benimsememizden dolayı. Güzel bir kimlik o.

Siz mi yürürdünüz!

Evet tek başıma. Böyle bir duygu. Kont, herkesin sevip saydığı, kararlı, iradeli vesaire.

Başka lakaplarınız var mıydı?

‘Koca yürek’ lakabımı severim. Sevgili Volkan Konak takmıştı. Çok sevdiğim kardeşimdir; bir gün “Hocam bütün insanlara sizin gönlünüzde yer var” dedi. “Evet, benim gönlüm o kadar kocaman ki herkes sığar” dedim. “O zaman senin adın ‘Koca yürek’ olmalı” dedi. Birçok lakabımız var.

Başka?

‘Ayı Orhan’ var küçükken.

Neden?

Küçükken de çok güçlü kuvvetliydim. Bana arkadaşlar el şakası yaparlardı. Ben onlara bir şey demezdim. Ama ben de onlara yapardım, onlar bana bir daha yapamazdı. Herhalde elim ağırdı, dengeyi kuramıyordum. Onlar da bana ‘Ayı Orhan’ derdi.

‘Orhan Abi’ imajı hırsızları bile dize getirmiş diye duydum?

Bir kere arabamdan bir kere de büromdan çantamı çalmışlardı, her seferinde benden özür dilemiş, geri getirmişlerdi. Çantamı alanlar, “Özür dileriz Orhan Abi yanlışlık oldu” demişlerdi.

Başka ‘Orhan Abi’ anılarınız var mı?

Beni çok seven bir minibüs şoförü kavga etmiş, ayağından bıçaklanmış. O zaman ‘Orhancılar’, ‘Ferdiciler’ diye ayrılıyordu. Bunu gazetede okudum, çok üzüldüm çiçek gönderdim, telefon ettim. “Çok üzüldüm” dedim, “Ne olacak Orhan Abi bir bacaktan. Canımı versem ne olur Orhan Abi” demişti. Daha bunun gibi yüzlerce olay geçti.

Sizdeki bu karizma gerçek kişiliğinizin yansıması mı, yoksa bunun için çocukluktan beri büyük bir çaba mı harcıyorsunuz?

Hayır, ben olduğum gibiydim.

Gerçek kişiliğiniz mi?

Ben neysem oyum diye düşünüyorum. Hepimizin yanlışı, eksiği, hatası olabilir. Ama pirimiz Mevlana Celalettin Rumi derki, ‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.’ Göründüğün gibi olma konusunda zorlanılır diye düşünüyorum.

Zorlanıyor musunuz?

Olduğum gibi göründüğüm için zorlanma yok bende.

Karizmayı bozacak şeyleri çok isteseniz de yapmadığınız oluyor mu? Hep kontrollü müsünüz?

Hepimiz bütünümüzle insan oluyoruz. Yanlış yönümüz mutlaka olabilir. Yapmamaya özen gösteriyoruz ama istemeden de olsa yanlışımız Türk halknn önce ‘Orhan Abi’si, sonra ‘Orhan Baba’s olan Orhan Gencebay: mutlaka olacaktır. Bizi anlayanlar; “Yanlış yaptı ama o hatasını da bilir bir daha da yapmaz” derler.

Reklamlara çıkmak, jüri üyesi olmak Orhan Gencebay karizmasına nasıl tesir etti?

80’li yıllarda reklama karşıydım. Sanatçı reklam yapmamalı diye düşünürdüm.Sonra yakışan ve uygunsa, topluma da yararlı olacak bir ürünse; reklamını bir sanatçı yapabilir diye düşündüm ve iki defa reklam filmi yaptım. Bunu tamamiyle ticari düşünmemek gerekiyordu. Bana uyan bir üründü, ben onu taşıyabilir miyim, o beni taşıyabilir mi baktık, ondan sonra reklamı yaptık. Pop Star Alaturka’da başta tedirgindim, sonra rahat ettim.

‘Berhudar Ol’ albümünü Vodafone mu yaptı?

Herkes öyle sanıyor. Hayır, Vodafone sadece benim reklam yaptığım bir firma. Onlar albümdeki 4 eseri tanıttılar. Öyle bir reklam yaptılar ki herkes sandı ki bu albümü Vodafon’a özel yaptım. Hayır. Beni tanıyan insanlara bir mesajdır bu, lütfen duyurun.

Bir iki telefon görüşmesi yaptınız, üç dört kere “Berhudar ol” dediniz. Bu deyimi kaç yaşından beri kullanıyorsunuz?

Rahmetli dedemi 15-16 yaşımdayken kaybettim. 14.5 yıl savaşmış, vücudunda iki mermiyle dolanıyordu. Bana kahramanlık türkülerini çaldırırdı. “Barış için savaştık” derdi. O hep “Berhudar ol evladım” derdi. Bu çocukluğumdan itibaren beni çok etkilemişti. Sonra bu sözün anlamının güzelliğini öğrendim. Anlamı ‘Allah’a emanet ol’, ‘Allah’ın bütün güzellikleri senin üzerinde olsun.’ Ne zaman “Berhudar ol” desem dedemi hatırlıyorum, onun bana hatırasıdır. 15 yaşımdan beri “Berhudar ol” derim, son 20-30 yıldır çok kullanıyorum.

Evde pijama-terlik film seyrederken nasılsınız?

Ben yine olduğum gibiyim. Bakkala bile gitsem kendime göre estetiği oluşturmalıyım. Kendim beğenmeliyim önce kendimi, öyle çıkmalıyım.

Ani bir durum olsa, Allah korusun bir deprem, dışarı fırlamak zorunda kalsanız nasıl bir kılık kıyafet içinde olursunuz?

Palas pandıras insem bile, can havli bile olsa o anda bulunduğum durum kötü bir durum değildir.

Pijamalar, terlikler nasıl, çok şık mı?

O kadar çok resmi değilim tabii, samimi ama yine bana yakışacak şekildedir. Yakışacak derken benim kabul edebileceğim şekildedir. Dışarı çıkarken özellikle çok dikkat ederim ama evin içinde de öyle. Estetiğe karşı bir sevgi, ilgi var.

Fiziğinizi korumak için büyük çaba var mı? Nasıl genç görünüyorsunuz?

Eee 39 yaşında normaldir! Özel bir çaba yoktur. Göründüğüm gibiyim, içimden geldiği gibiyim. Özel bir çabamız yok.

Estetik yok mu?

Yok, genetik, aileden gelen bir durum. Benim 85 yaşında bir amcam var, çok yakışıklı, hiç kırışık yok. Abim var, o da çok yakışıklı, onda da böyle bir durum var. Ama insanın kendisi mutluysa, mutluluk duyarlılığı doğuştan itibaren varsa bu da insanı genç tutuyor. Kötümser olmaktansa iyimser olmak iyidir.

İnternette birisi, ‘Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum’ şarkınıza gönderme yaparak; “Sigara ve alkol içmeden her acının tiryakisi olan adam’ demiş size. Öyle mi?

Şimdi içmiyorum. Bir zamanlar sigara da alkol de içiyordum. Hele alkol çok içiyordum. Ama ne kadar da içsem yine dengeliydim. Sonra zarar verdiği için ikisini de bıraktım. Üreten birisi için ille başka bir dış etkene gerek yoktur.

Esrar derler?

Kattiyen. Ben o fikirde değilim. Ayık kafanın verdiği neticeyi hiçbiri vermez. Tersine bu gibi uyuşturucuyla ilhamı aramaya çalışmaktan yana biri değilim. Ben ayık kafayla kafayı bulan biriyim. Ben ayıkken alkol alandan daha fazla konsantre olacak yeteneğe sahibim.

‘ALDATMAYI HİÇ SEVMEM, NEFRET EDERİM’

Çok insan şarkılarınızı dinleyerek ağladı. Kendi şarkılarınız sizi ağlatır mı?

Şarkılarımın bazı olayları hatırlatanları etkiliyor insanı. Yalnız kendiminki değil güzel bir eser beni duygulandırır.

Ağlar mısınız?

Tabii gözlerim dolar. Ağlarım da tabii ki.

Hayatınızın aşkı Sevim Emre’ye çok şarkı yaptınız mı?

Sevim Hanım’a çok beste yaptım. Bizim duygu hallerimizi anlatan; mutluluğumu, kırgınlığımı, hüznümü anlattığım çok beste var.

Neler var mesela?

Zamanında “Benim Dünyam” dedim, “Aşk Pınarı” dedim, neler demedim ki!

Kızınca ne dediniz?

“Ziyankar” dedim.

Sevim Emre’yle 73’ten beri birliktesiniz. Ona sorsaydım, Orhan Gencebay’ı nasıl tanımlardı?

Evvelce şikayet etmezken, şimdi biraz şikayet ediyor mudur? Şaka söylüyorum. Zaten anlaşmasaydık bu kadar yıl beraber olmamız mümkün değildi. İkimizin de hataları tabii ki var. Ama ikimizin de güzel yanları var. Kızarız, ağlarız, üzülürüz, anlamayız, anlarız. Hayatın kendisi çeşitli duyarlılıkla sürüyor.

Onca yıl sonra aşk ve cinsellik bitiyor; başka bir şeye dönüşüyor deniliyor. Siz bunca yıl sonrayı nasıl yaşıyorsunuz?

Hayır hiçbir şey bitmez. Sağlık bozulduğu zaman başka bir ortama giriyor insan. O değişik ortamlar yaşanmasa onlar devam edecek. Acı çekerken belki başka duyguları hissetmeyebiliriz. Sağlığımız bozulmasın yeterki. Çünkü insanın sağlığı bozulunca tedavi etmeye çalışırken bütün duyarlılığını oraya yönlendiriyor. İnsanlara aslında bir ömür boyu bir sevda da yeter. Mesele; “Bir sevda da yeter” diyebilen biriyle aynı duyarlılığı paylaşabilmek ve iki kişinin de bunu istemesi.

Ona, “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” dediğiniz zamanlar oldu mu?

Hatalarımız hepimizin olabilir ama affedilecek hata var, affedilmeyecek hata var. Hata yapabiliriz ama affedilmeyecekleri yapmayalım inşallah.

Hiç aldatmadınız mı Sevim Hanım’ı?

Aldatmayı hiç sevmem, nefret ederim. Hele de hem gönlümü verdiysem, hem de söz verdiysem

Gönül nikahına çok saygım var, ama hep çok merak ettim neden resmi nikah yapmadınız?

Bunu yaptığımızı da söylüyoruz.

Kesin yaptınız mı?

Belirsiz bir durum var bu konuda… Bu konuda pek fazla konuşmuyoruz.

Neden konuşmuyorsunuz?

Bu muğlak bir durum, bunu fazla konuşmayalım.

Küçük oğlunuz sizden çok farklı bir imaj sergiliyor. Rockçı, pearcing’li ve dövmeli. Ters düşüyor musunuz onunla?

Hayır, kattiyen.

Hoşunuza gidiyor mu?

O istiyordu bunu, yanlış bir şey de istemiyordu. Ben de zamanında yapabilirdim. Yaptırdığı dövmenin birinde ‘Dad’ (Baba) yazıyor, kral tacı ve notalar var. Diğerinde de ‘Mom (Anne) yazıyor. Kolunun içine de ‘Batsın Bu Dünya’ yazdırmış. “Niye bunu yazdırdın?” dedim. “Bir anarşistin söyleyebileceği bunun üstünde bir söz yok” dedi. Yanlış anlaşılmasın, gerçek anarşist iyiye özlemle ortalıkta dolanan kişidir. Olumsuz bir şeye tepkili olur. Gerçek anarşist saygılı entelektüel kişidir. Ama yürekli kişidir. Terörizmle anarşizmi karıştırmamak lazım. Bir zaman karıştırıyorlardı.

Peki sizin imajınızın önemli parçası olan bıyığınızı bir gün kesecek misiniz?

Onu bir türlü yapamadım.

İsteyip de mi yapamıyorsunuz?

Bir haftalık 10 günlük de olsa yapmak istiyorum ama onu bile yapamıyorum. Başta Sevim Hanım tepki göstermişti. Ben de yadırgarım. Orhan Baba olur da bıyıksız olur mu!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Uğur Dündar’dan Orhan Baba Sürprizi!

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay’dan 19 Mayıs sürprizi! Ünlü müzisyen Star Ana Haber’de Uğur Dündar’ın konuğu oldu çok özel klibini ilk defa izletti…

Uğur Dündar dün akşam Star Haber‘de canlı yayında hayli ilginç bir ismi konuk etti. Dündar’ın ünlü müzisyen Orhan Gencebay‘ı konuk ettiği ana haber bülteninde usta müzisyenin “Vatan Sağolsun” adlı klibi televizyonda ilk kez yayınlandı.



Kendisi de Samsun’lu olan Gencebay, 19 Mayıs vesilesiyle hazırladığı klibi askerlik yaptığı yıllarda bestelediği ‘Vatan Sağolsun‘ adlı şarkıya çekmiş. Dündar’ın hayli etkilendiğini defalarca vurguladığı klip haber bülteni boyunca duyuruldu ve sonlara doğru yayınlandı. Gencebay ve Dündar oldukça samimi bir sohbet eşliğinde klibi izleyenlere sundular.

Gencebay hem 19 Mayıs hem de askerdeyken yaşadıkları hakkında anektodlar aktarırken, TV’de ilk kez yayınlanan klibin öyküsünü de anlattı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“Türkiye’nin Yüzde 75′i Beni Dinliyor”

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

“Vodafone, bana reklam teklifinde bulunmadan önce bir araştırma yapmış. İnsanlar yüzde 98 beni tanıyor, yüzde 75′lik bir kesim de dinliyor. Nesiller değişiyor fakat buna rağmen beni dinliyorlarmış.

Bundan sunu çıkarmışlar; benim kapsama alanım genişmiş. Yani gönül kapsama alanım genişmiş. Bunun için bana reklam teklifi yapmışlar.”

Uzun bir aradan sonra albüm çıkardınız…

Bir şey yaptığınız zaman bir sanatçı olarak bunu gönül dostlarına iletmek istiyorsunuz. Bu hem görevim hem de beni mutlu eden bir şey. Mesajımı ezgilerimle, bestelerimle anlatıyorum. Bir daha Allah ömür verirse bu kadar uzun ara vermeyeceğim.

Bu albümü diğer çalışmalarınızdan farklı kılan ne var?

Enstrümantal bir bestem var; Diriliş. Bu parça benim müzik kimliğimin özelliklerini belli ölçüde yansıtıyor. Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Avrupa gibi Türklerin dünya kültürüyle nerelerde buluştuğunu ve etkilendiğini anlatan bir hikâye. Birinci farkı bu. İkincisi albümün adı ‘Berhudar Ol’ bana dedemden kalan bir deyim. Osmanlı’nın neferi ve gazi olan bir dedem var. Onun için bu deyimi duyduğum zaman onu anımsarım, bu albümü ona ithaf etmiş gibiyim.

Yıllarca arabesk müzik hep eleştirildi. Bunu kendinize yapılmış bir haksızlık olarak görüyor musunuz?

Arabesk deyimini çok yanlış kullanıyoruz. Firavunlar döneminden kalan bir deyimdir ve Arap etkinliği manasına gelir. Şimdi öyle bir hale geldi ki olumsuz ne varsa ona arabesk deniliyor. Böyle saçma bir şey olur mu? Arabesk adam, arabesk heykel, arabesk düşünce… Kelime, olumsuzluğun yaftası oldu.

Siz de bu yaftalamalardan payınızı aldınız.

Bilmeyerek söyledikleri için ‘Bu konuda cahillerdir.’ diyorum. Birer birer herkese bunu anlatmam mümkün değil. O kadar anlatmamıza rağmen hâlâ yanlış anlaşılıyor. Alaturka da böyle kullanılıyor. Ne kadar yanlış, bayağı bir şey varsa o alaturka. Oysa Osmanlı döneminden gelen bir tanımlamadır. Müslüman Türk kimliğiyle, Hıristiyan Batı kimliğini ayırmak için kullanılmıştır. Alaturkanın karşıtı da alafrangadır. Adeta kimliği aşağılar gibi amma Türk’sün, amma İngiliz’sin deyimleri kullanılır mı Allah aşkına!

Müziğinizin birtakım çevrelerce onaylanmaması resmi görüşle resmi olmayan görüşün kavgası mıdır?

Evet ve ben bu yüzden kötü oldum. İşin garibi Türk müziğini koruma görevi TRT’nindi. Kurum, üzerine çok fazla yük almıştı. Ama o zamanlar okul yok, konservatuar yok. TRT’nin kızılacak tarafı çoktur ama bir bakıma bu kadar yük yüklendiği için üzülecek tarafı da vardır. Şimdi konservatuarlar kuruldu ve TRT bu yükten kurtuldu. Bunu yapmak hepimizin görevi, fakat bunu orada bırakmamak lazım, oradan yararlanıp yeni şeyler üretmek lazım.

TRT’nin bedel ödettikleri arasında siz de varsınız…

Ben ‘Daha ileri gidelim.’ diyordum ama onlar bunu istemiyorlardı. TRT’nin en olumsuz muhatabı bendim.

İdamınızı isteyenler olduğunu söylemiştiniz.

Sivil olanlar bunu düşünüyordu, bana karşı olanların böyle bir talepleri vardı. Çünkü çalışmalarımı halk destekliyordu ve o zamana kadar kimseye kısmet olmayan bir saygı ve sevgiydi bu. Kural koyan birçok kimse benim halkla olan diyaloğumu kıskanıyordu.

Enis Batur bir röportajında, “Bize sunulan bir Orhan Gencebay figürü var. Orhan Gencebay’ı indirgiyorlar, ona duyulabilecek saygının payını düşürüyorlar ve onu kısıtlı bir tarifle sunuyorlar.” diyor. Katılıyor musunuz?

Evet, bu tespiti doğru buluyorum ama bunun doğal bir oluşum olduğu noktasında da şüphelerim var. Bir yerde doğruları anlatamıyorsunuz ve sıkıntı çekiyorsunuz, bu sıkıntıları da yaşamak durumunda kalıyorsunuz. Derinlemesine bakan çok az. Bir kere baştan böyle tanıtıldığınız için ağzınızla kuş tutsanız yaranamıyorsunuz. O kolay değişmiyor ama artık biraz değiştiğini kabul ediyorum.

Bu değişikliği nasıl hissediyorsunuz?

Bir zamanlar bana karşı çıkan bazı insanlar gelip benden özür diledi, seni yanlış anlamışız diye. Anlaşılmak kolay değil, anlatmak da zor. Demek yeterli olmamışız!

Açılım toplantısında korsanı dile getirdiğiniz için eleştirildiniz?

Ben o toplantıda sadece korsanı dile getirmedim; önemli gördüğüm birçok konuda konuştum. Şu anda müzik sektörünün çökme aşamasında olduğunu bilelim. Bu çok önemli bir konu ama birçok insan farkında değil. Artık albüm yapılmıyor, insanlar eser üretmemeye başlıyor. Hatta eser üretenler başka işler aramaya başladı. Çünkü üretim durdu, bunun en büyük sebebi de korsan.

Şarkının adını Ergenekon davasından dolayı mı Diriliş olarak değiştirdiniz?

Ergenekon’un bir anlamı da yeniden doğuş, diriliş. Aslında Ergenekon bizim büyük bir destanımız. Benim anlattığım Ergenekon’un şu andaki Ergenekon’la hiçbir ilgisi yok. Benim siyasetle bir ilişkim yok çünkü sanat, siyaset yapmaz. Kişiler siyaset yapar ama sanat yapmaz. Bazı arkadaşlar siyaset yaparken sanatı alet etmeye çalışıyorlar. O doğru değildir. Başbakan’ın toplantısında ben bunu da ifade ettim. Bu açılımların başlıkları beni rahatsız ediyor; Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı… Bu başlıklar olmamalıydı. Burada önemli olan Cumhuriyet’in açılımı olmalı. Bu sorunlar Cumhuriyet’in başlangıcından itibaren uygulanması gereken, uygulanacak diye koyulan kuralların uygulanmamasından dolayı olmuştur. Herkes devlete eşit mesafede olacaktır, herkese aynı hizmet edilecektir ama bunu ihmal etmişler. Olmadı, o zaman Cumhuriyet’in bu yönü eksik kalmış.

Açılım toplantısına katıldığınız için eleştirildiniz mi?

Neticede davet eden Başbakan, gitmemek saygısızlık olur.

Kadir İnanır bizzat Başbakan’ın arayıp davet etmesini beklemiş. Sizi kim davet etti?

Başbakan herkesi tek tek arayabilirdi ama böyle bir şeyi yapması şart değil. Beni Hüseyin Çelik davet etti. Aradığında “Memnuniyetle gelirim.” dedim.

Yakın arkadaşınız Ajda Pekkan süper star olmanın kendini sınırladığını ve istediği gibi yaşayamadığını söyledi. Orhan Baba olmak size böyle bir sınırlama getirdi mi?

Hayır, yok, kısıtlama yok. Sadece keşke herkese yetecek bir gücümüz olsaydı. Sorunu olanlar o kadar çok ki, hepsine yetişmek mümkün değil. Baba olunca beklentiler başlıyor.

Sanat hayatınız boyunca hiç sahneye çıkmadınız. O duyguyu yaşamak istemediniz mi?

Beste yaparken daha mutlu oluyorum, sanki sahneye çıkarsam beste yapmam zorlaşır, zaman ayıramam diye korktum. Bu da beni mutsuz eder diye sahneye çıkmadım. Çünkü sahne çalışmaları insanın çok vaktini alır. Bundan korktum. Ama fazla erteledim.

Peki şimdi çıkmayı düşünüyor musunuz?

Şimdi istediğim ortamı bulursam çıkacağım ama ortamı bulmak kolay değil.

Sahneye çıkmamanızda konserde istemediğiniz şekilde taşkınlık yapabilme ihtimalleri de etkili oldu mu?

Yok öyle düşünmedim, neticede beni dinlemeye gelecek olanlar beni seven gönül dostlarım olacağı için öyle bir düşünceye hiç kapılmadım. Kim gelirse gelseydi ben onlara müzik anlatacağım için müzik de benim 6 yaşından beri bildiğim konu, o yüzden sorunu çıkarmazdı diye düşünüyorum.

Entelektüel birikiminizi dinleyicilerinize aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Bildiklerimi anlatmaya çalışıyorum, anlatabildiğim kişiler daha farklı bakıyorlar şüphesiz. Anlatabilmek kolay değil. Ama gittikçe anlayanların çoğaldığını da gördüm. Sabitleşmiş bazı fikirler vardır, onların bazılarını kırdığını düşünüyorum. Bence en kötü şey şartlanmaktır. Ne olursa olsun var olan bir olguyu önce anlamak lazım. Yargısız infaz doğru değil. Ben zamanında böyle bir şeye maruz kaldım.

Şu anda dünya çapında başarılı bir isim olan Ömer Faruk Tekbilek uzun süre sizinle çalıştı. Kendisini takip ediyor musunuz?

Tabii. Faruk 16 yaşında benim yanımdaydı ve o yaşına rağmen çok kabiliyetliydi. Birbirimizden etkilendik tabii, o da ifade eder bunu. Çok severim kendisini ve takip ediyorum.

Müziğin sosyolojisiyle yakından ilgileniyorsunuz. Önümüzde 27 Mayıs darbesinin 40. yılı var. Darbelerin sosyolojisiyle ilgileniyor musunuz?

Darbelerin hiçbirinin iyi olmadığını biliyoruz. Siyasete bulaşmasak da iyi bir vatandaş olmaya çalışıyoruz. İnsan hakkına saygımız her zaman var. Darbelerin hiçbiri güzel değil. İnsanları yönetmek için darbe şart değil. 27 Mayıs’ın neyi getirdiğini, neyi götürdüğünü hepimiz görüyoruz. Bu tarz darbelerin 80 ihtilalinde de olduğu gibi iyi bir şey olmadığını görüyoruz.

Sizce darbeler dönemi bitti mi?

Askerler öyle söylüyor, “Darbe dönemi çoktan bitmiştir.” diyorlar. İlk ağızlardan bunu duyuyoruz, doğrusu da budur. r.sezgin@zaman.com.tr ***

Pop Star’da iyi bir görev yaptım

Bazen çocuklar da babalarına kızar. Hayranlarınızın Orhan Baba’ya kızdığı anlar var mı?

Zaman zaman böyle şeyler oldu ama sonra düzeldi.

Nelere kızdılar?

Söylemek istemiyorum aslında… Mesela Pop Star’ı yaptığımız zaman çok tepki aldım. Ama ben orada iyi bir görev yaptığıma inanıyorum. Türk müziğini insanlara anlatmamız gerekiyordu ama bunu belgeselle yapmaya kalksak kaç kişi izlerdi! Pop Star gibi halkın ilgi gösterdiği bir programda bunu yapabilmek iyi olur diye düşündüm ve kabul ettim. Başta çok tepki oldu; burada ne işin var senin. Sonra anladılar benim ne düşündüğümü.

Siz “burada ne işim var” dediniz mi?

Tabii ben de dedim. Sonra dedim ki burası Türk müziğini anlatmak için fevkalade bir alan.

Yarışma sizin için hiç işkenceye dönüştü mü?

Zaman zaman. Bir iki defa kalkıp gittim, sonra sakin olalım dedim ve devam ettim.

“Kader Dediğin Bütün İhtimallerin Toplamıdır”

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Kader  dediğin bütün ihtimallerin TOPLAMIDIR

Orhan Gencebay’ın yeni albümü Berhudar Ol bir vasiyet mi? Büyük usta neden Vodafone reklamlarında rol aldı? Bob Dylan konserine gidecek mi? En meşhur şarkılarını neden yazdı? ‘Berhudar ol’ sözünü kimden devraldı? Yoksullarla dostluğu var mı? Kader, ölüm ve tasavvuf konularında ne düşünüyor? Siyaset ile sanat arasında nasıl ayrımlar yapıyor?

• ‘Berhudar ol’ Farsça kökenli bir tabir, değil mi?

Allah’ın güzellikleri senin üzerinde olsun anlamına gelen, Farsça bir tabir. Bu sözü babamın babası Hüseyin dedemden öğrendim. 14 buçuk sene savaşmış bir Osmanlı askeri. Cephe cephe gezmiş, gazi olmuş. Vücudunda iki mermiyle dolaşırdı. Her yanında şarapnel izleri vardı, harita gibi. Berhudar ol sözü, dedemin hatırası, ondan yadigarıdır bana.

• Berhudar ol şarkısı bir nasihat ve vasiyet tadı taşıyor… ‘Sana taş atana sen de ekmek at /  Sevginde cömert ol sabrında inat’… Nereden, kimlere söylüyorsunuz bu sözleri?

Bir ağabey, bir dost olarak söylüyorum bunları. Bir tavsiyede bulunuyorum. Herkes kulak vermek zorunda değil, özgürlük var. Dinimiz de bir nasihat silsilesidir. Sözümüze itimat eden, müziğimize iltifat edenlerin istifade edebileceği bir şarkıdır. Dinde zorlama yoktur, sanatta da zorlama yoktur.

• 1974’te ‘Sana gelen dertler benim, hayat senin olsun’ demiştiniz. İsmail YK ise 2006’da ‘Bana gelen sana gelsin, Allah belanı versin’ diye bir şarkı söyledi. Siz İsmail YK’yı destekliyordunuz. Fakat zıt şeyler söylüyorsunuz sanki.

İsmail YK’yı severim. Sanırım tezat sanatından faydalanmış o sözlerde. Bir de kendisine sormak lazım.

• Mayıs sonunda Bob Dylan Türkiye’ye geliyor. O da sizin gibi sözleri kendisi yazıyor, kendi ülkesinin halk müziğinden faydalanıyor. Konserine gidecek misiniz?

Doğrusu gitmeyi düşünüyorum. Bob Dylan çok özel bir müzisyen. Söz yazarı olarak da çok dikkate değerdir. Şair katında kabul edilir. Kısmetse gidip dinleyeceğiz.

SANATI MALZEME YAPMADIM

• Vodafone reklamlarında neden rol aldınız?

Vodafone, benim yeni albümümün çıkışını duyuruyor. Yani bir bakıma Vodafone benim yeni çalışmamı destekliyor.

• Orhan Gencebay adı, Vodafone adından daha büyük bence.

Çok fazla reklam önerisini geri çevirdim. Sekiz yıl önce İdeal Kart reklamını kabul etmiştim. Sonra yine hiç reklama çıkmadım. Fakat Vodafone’un yaklaşımı bana münasip göründü. Vodafone beni taşıyabilir, ben de onları temsil edebilirim diye düşündüm. Sanatı reklamın malzemesi haline getirmekten kaçınmışımdır.

• İnsanlar sizin efendiliğinize, haktanırlığınıza, hamiyetperverliğinize çok itibar ediyor. Hem büyük bir sanatçısınız, hem yoksul kitleler tarafından çok seviliyorsunuz. Yoksul insanlarla temasınız var mıdır, onlarla buluşur, görüşür müsünüz?

Yoksul, garip insanlar benim sözlerimin, müziğimin onlara kucak açtığını başından beri bilmişlerdir. Sanat alanında böyle bir bağımız hep oldu. Onun haricinde elbette yoksul kardeşlerimizle dostluğumuz bakidir. Görüşür, konuşuruz. Komşumuz aç yatarken tok yatmak bize yakışmaz. Peygamberimiz de yoksul bir hayatı seçmiştir. Biz de ekmeğimizi bölüşme terbiyesiyle yetiştik. Sağ elimizin verdiğini sol elimiz görmesin diye dikkat ederiz.

• Şarkılarınızda kaderden çok bahsediyorsunuz…

İki tür kader algısı var. Kader, bütün ihtimallerin toplamıdır bana göre. Bunu hem bir Müslüman hem de amatör bir astrofizikçi olarak söylüyorum. Bir de batıl bir kader algısı var. İnsan bütün ihtimallere hükmedemez. İyi şeyleri kendimiz yapıyoruz da, belalar kaderin eseri değildir. Fakat elbette kaderde bir cilve, oyun olduğunu mecazen söyleriz. Kaderimizle barışmak için, onu söze konu ederiz. Bazı şikayetlerimiz olsa da, sonuçta kurtuluşa ermek, kaderimizle uyum sağlamak içindir.

• Geçen yıl valideniz Habibe Hanım vefat etti. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Anneniz hakkında bir şey söylemek ister misiniz?

Annem Yunus Emre’nin dişisi gibiydi. Kalbi Allah sevgisi, insan sevgisiyle doluydu. İnsanın annesini kaybetmesi büyük bir acı. Hepimiz annelerimize ihtimam göstermeliyiz. Her şey boş.

ÖLÜMDEN KORKMUYORUM

• Ölüm hakkında genel olarak ne düşünüyorsunuz?

Bu dünyada bir sirkülasyon var, bu da ölümle sağlanır. Ölümden korkmuyorum. Ölüm bir son değildir. Doğum ile ölüm arasında bize verilen nimetleri tanımak, onlara şükretmek, ölümden sonra da nimetlere kavuşmak için bu dünya tarlasını ekeceğiz, süreceğiz. Hayata hürmet edeceğiz. İnsana hürmet edeceğiz. Kendimize saygı duyacağız. Bilime de inanca da itibar edeceğiz.

• Benimle çok güzel konuştunuz, çok teşekkür ederim Orhan Ağabey.

Berhudar ol.

‘Aktörlerin hakkını mı yiyorum’ diye hep çekinerek oynadım

• 30’dan fazla filminiz var. Çok saygın yönetmen ve senaristlerle da çalıştınız. Vadullah Taş geçen hafta Orhan Gencebay Filmlerini Anlatıyor adlı bir kitap yayımladı.

Bu kitaptan benim hiç haberim yok. Doğrusu böyle bir çalışma için benimle temas kurulmalıydı, bana o saygıyı göstermeleri gerekirdi. Öyle bir şey olmadı. Dolayısıyla bu kitap hakkında konuşmamayı tercih ederim. Sinema yaptım fakat hep çekinerek yaptım. ‘Acaba meslekten aktörlerin hakkını mı yiyorum?’ diye düşündüm hep. UNESCO’nun Yunus Emre Yılı ilan ettiği 1972’de Yunus Emre filminde rol almam teklif edilmişti. Bunu söyleyen yapımcıya ‘Yunus Emre gibi büyük bir değeri, bizim canımız, gururumuz olan bir büyüğü benim gibi acemi birine nasıl teklif edersin?!’ diye çıkıştım.

• En sevdiğiniz filmleriniz hangileri?

Sev Dedi Gözlerim, Batsın Bu Dünya, Aşkı Ben Yaratmadım, Leyla ile Mecnun (rahmetli üstadımız Halit Refiğ yönetmişti), Hatasız Kul Olmaz… Mesajı güçlü filmlerdi.

Gencebay Akademisi kurulacak, bağlama resitali verilecek

• Konser vermiyorsunuz, ona bir şey diyemem. Fakat bir bağlama virtüözü olarak, bağlama resitali verseniz gelip dinlesek bir bağlama albümü yapsanız…

Aslında çok iyi olur. Bu aklıma gelmedi sanmayın. Yapmak istediklerimin ancak yüzde 30’unu yapabildim bugüne dek. Allah ömür ve sıhhat verirse hepsini yapacağım. Bir akademi kurarak Türk Sanat Müziği ve Halk Müziği’ndeki yapıları analiz etmek istiyorum. Geçenlerde bir rektörle de konuştuk. Müziğimizin makam zenginliği, 1826’dan sonra yeterince ciddiyetle incelenmemiştir bence. Ayrıca senfoniler yapmayı düşünüyorum…

Hangi şarkıyı neden yazdı?

•Hatasız Kul Olmaz’ı istemeden kırdığım biri için söyledim

O şarkı, istemeden kırdığım birine sunduğum bir özür beyanıdır. Benim şarkılarımın iki yönü vardır. Biri sevgiliye, diğeri de Yaradan’a hitap edilen kısımdır. Bizim divan şiirinden, tasavvufi şiirlerden, ilahilerden öğrendiğimiz bir ifade tekniğidir bu. ‘Feryada gücüm yok / Feryatsız duy beni’ derken, bir yandan insani bir durumu anlatıyorum, bir yandan da sessizliğimizin düşünmediğimiz anlamına gelmediğini.

•Hor Görme Garibi bir tasavvuf tabiri

O bir tasavvuf tabiri: ‘Hor görme garibi kalbinde rahman vardır.’ Fatih’te bir gece sinemadan çıkıyorduk. Kapıda dilenenler vardı. İçlerinden biri vakur duruyordu. Dilenmiyordu ama muhtaç olduğu da hissediliyordu. Ben de bir şeyler verdim. Almam demiyordu, yere bakıyordu fakat. Onun halinden çok etkilendim. Can taşıyan herkesin hayatı güzelleştiren şeylerde hakkı vardır.

•Dertler Benim Olsun başımdan geçen bir olayı anlatıyor

O şarkı da yaşanmış bir olayın hikayesini anlatır. Mevlana ‘Sen iki Leyla’sı olan Mecnun gördün mü?’ der. Şarkıda, aynı kişiyi seven iki kişi var. Biri kaybediyor. O kaybeden kişinin hikayesini anlatıyorum. Bir insanın aşkta kaybetmesi, insanlıkta kazanmayacağı anlamına gelmez. Her aşk üçgeni skandal olacak diye bir kural yok. Bu hikaye benim başımdan geçmiş bir olayı anlatıyor, fakat aynı durumu başkalarında da gördüm.

•Batsın Bu Dünya şarkım 1980 yılı öncesiyle ilgili

1980 öncesi büyük bir siyasi kargaşa vardı. İnsanlar birbirlerini vuruyordu. Allah bir daha göstermesin. O dönemde insanların aşkları da paramparça olmuştu. Siyasi çatışma, gönüllerin buluşmasını da engelliyordu. Ben de ‘Batsın bu dünya!’ dedim.

•Bir Teselli Ver’i yalnızken  yani bekarken yazmıştım

Yalnızken, bekarken yazdığım bir şarkı. Bizim en büyük zenginliğimiz gönlümüzdeydi. Duygularımızın gücüyle hayata tutunuyorduk. Dolayısıyla şarkılarımızın da enerjisi yüksek oluyordu. O şarkıda demokratik bir tutum da vardır: ‘Aramızda başka biri var ise / Tertemiz aşkımı bana geri ver.’ Yani ‘Seni keserim, asarım, biçerim’ demiyor.


Powered by Gürsoy Tasarım
Copyright © 2008 Orhan Gencebay. All rights reserved.