Orhan Gencebay Şafak Sezer Vodafone Reklamı

Yazar: Erdem Gürsoy - 7 Haziran 2010 - Kategori: Klipleri

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Hem tatil hem tedavi

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay ABD yolcusu

Türk müziğinin büyük ustası Orhan Gencebay üç yıl aradan sonra çıkarttığı son albümü ‘Berhudar Ol’un yorgunluğunu Sevim Emre ile çıkacağı 10 günlük Amerika tatilinde atacak. Bugün gazetesinin haberine göre, hem tatil hem de sağlık sorunlarıyla ilgili Amerika seyahatine çıkacak olan çifte ilerleyen günlerde Sibel Can da eşlik edecek. ABD’nin önde gelen hastanelerinden Cleveland Clinic Foundation’da 10 yıl önce by pass ameliyatı geçiren Orhan Gencebay, bu tatil sırasında sağlık kontrollerini de yaptıracak.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Daha 10 yaşında ‘Orhan Baba’ydım!

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Türk halkının önce ‘Orhan Abi’si, sonra ‘Orhan Baba’sı olan Orhan Gencebay’la konuştuk…

Türk halkının önce ‘Orhan Abi’si, sonra da ‘Orhan Baba’sı oldu. Ama sanmayın ki sonradan ‘Orhan Baba’ oldu. Arkadaşları  onu daha 10 yaşındayken “Baba Orhan” diye çağırırmış. 17 yaşına geldiğinde bu kez lakabı ‘Kont Orhan’ olmuş. Etiler’deki ofisinde buluştuk; ‘Orhan Gencebay karizması’nı, bu karizmayı nasıl oluşturduğunu konuştuk. Kıyafeti yine ‘jilet’ gibiydi. Evde de ‘kendine göre bir estetik’ oluşturmuş; Allah korusun bir deprem olsa can havliyle evden fırlasa da onu kötü bir durumda göremezmişiz. İşte 10 yaşından beri ‘karşı cinse’ o yaştaki çocuktan beklenmeyecek bir dille aşk şarkıları yazan, daha o yaşta ‘Orhan Baba’ olan Orhan Gencebay…

İlk profesyonel besteniz ‘Ruhumda Titreyen Sonsuz Bir Alevsin’i 14 yaşında yapmışsınız. Böyle bir şarkı besteleyen nasıl bir çocuktu?

Ya nerden buldunuz? ‘Ruhumda titreyen sonsuz bir alevsin/ Adımı zikreyle bu alev sönmesin/ Ruhun ayrılsa bile o pak teninden/ Dilerim adımı anmadan Hakka eremeyesin.” Rast makamında Türk Sanat Müziği klasik formasyonunda bir beste. 13-14 yaşında bir çocuğun söyleyeceğini düşünemeyeceğimiz bir yapıdaydı. Yine o yaşlarda yaptığım bir beste vardı ki; o da şuydu: “Bir huzur var ki şu alemi fani içinde/ Yaşadım da o alemi bu karar içinde/ Gördüm ki doğan bir pişman doğmayan ise iki…” 6 yaşında müziğe başladım. 10 yaşında beste yapmaya başladım. 13-14 yaşında bu ciddi cümleleri sarfediyordum. Notayı 6 yaşında öğrenmiştim. 7 yaşında sazı kucakladım. Cazla, rock’la ilgilendim. Böyle bir içeriğimiz var…

Bu besteleri yapan çocuğun ruh halini çok merak ediyorum…

8-9 yaşında dahi Aşık Veysel babamızı gözlerim kapalı son derece büyük bir hazla dinlerdim. O yaşta ben onu anlardım.

Bu yoğun hislerle, ağır sözlerle dolu şarkıları bu çocuk aşık olup mu yazdı?

10 yaşında başladım. ‘Kara kaşlı esmer yar’ı yazdım: “Kara kaşlı, esmerdi/ Kim bilir kimi sevdi.” Komşu kızıydı, kara kaşlı, esmerdi. Çocuksu, şekillenmemiş duygularla ona yazdım. Bunun karşı cinse olan beğeninin ifadesi olduğunu sonraları daha çok hissettim.

Peki Maria?

Tarihten bir yaprak! ‘Bir Teselli Ver’le bağlantılı. Kızıl saçlı; yeşil gözlü bir arkadaştı, İspanyol’du. Londra’da tanışmıştık.

Şarkılar hep birilerine mi yazıldı?

Bestelerimin yüzde 70-80’i yaşadığım ya da çevremde yaşanan olaylara bağlıdır. Bana bir şey söylemiştir, ben de onları bir mesaj halinde ifade etmeye çalışmışımdır.

Siz kaç yaşında Orhan Abi oldunuz?

Çok küçükken, 10’lu yaşlarda arkadaşlarım “Baba Orhan” derlerdi bana. Halkımızın beni tanıdığı zamandan itibaren ‘Orhan Abi’ oldum. Ailenin bir ferdi gibi görürlerdi. Şimdi ‘Orhan Baba’lığa terfi ettik. Biyolojik olarak ‘Orhan Dede’ de olduk. Efe’miz (Büyük oğlu Altan Gencebay’ın oğlu) var. Müziğe verdiğim uzun emekten dolayı da birçok arkadaşım saygıdan “Orhan Dede” de der.

Sırf ailenin bir ferdi gibi görmekten mi?

Bence sizi önce ‘abi’ sonra ‘baba’ yapan ağır karizma haliniz var… O ifade daha o yaşlarda (17 yaşındaki fotoğrafını gösteriyor) kendini belli ediyor! Kendine hakim, kararlı, güçlü, sporcu, giyimi yerinde. Duruşta o ifade var. Giyimime çok dikkat ettiğim için arkadaşlarım 17 yaşında bana ‘Kont Orhan’ derlerdi. Sözüm ona kontlar iyi giyinir diye…

Ama fotoğrafta kont gibi de duruyorsunuz!

Biraz Monte Kristo Kontu’nun etkisindeydim. Bizi etkilemiştir. Filmini seyretmiştik. Geceleri dolanır Monte Kristo Kontu. Biz de böyle bir romantizmin içinde elimize bir baston alır gece yarısı karanlık sokaklarda bastonu tak tak tak yere vurarak yürürdük. Bu romantizmin bir başka icraatı. O kimliği benimsememizden dolayı. Güzel bir kimlik o.

Siz mi yürürdünüz!

Evet tek başıma. Böyle bir duygu. Kont, herkesin sevip saydığı, kararlı, iradeli vesaire.

Başka lakaplarınız var mıydı?

‘Koca yürek’ lakabımı severim. Sevgili Volkan Konak takmıştı. Çok sevdiğim kardeşimdir; bir gün “Hocam bütün insanlara sizin gönlünüzde yer var” dedi. “Evet, benim gönlüm o kadar kocaman ki herkes sığar” dedim. “O zaman senin adın ‘Koca yürek’ olmalı” dedi. Birçok lakabımız var.

Başka?

‘Ayı Orhan’ var küçükken.

Neden?

Küçükken de çok güçlü kuvvetliydim. Bana arkadaşlar el şakası yaparlardı. Ben onlara bir şey demezdim. Ama ben de onlara yapardım, onlar bana bir daha yapamazdı. Herhalde elim ağırdı, dengeyi kuramıyordum. Onlar da bana ‘Ayı Orhan’ derdi.

‘Orhan Abi’ imajı hırsızları bile dize getirmiş diye duydum?

Bir kere arabamdan bir kere de büromdan çantamı çalmışlardı, her seferinde benden özür dilemiş, geri getirmişlerdi. Çantamı alanlar, “Özür dileriz Orhan Abi yanlışlık oldu” demişlerdi.

Başka ‘Orhan Abi’ anılarınız var mı?

Beni çok seven bir minibüs şoförü kavga etmiş, ayağından bıçaklanmış. O zaman ‘Orhancılar’, ‘Ferdiciler’ diye ayrılıyordu. Bunu gazetede okudum, çok üzüldüm çiçek gönderdim, telefon ettim. “Çok üzüldüm” dedim, “Ne olacak Orhan Abi bir bacaktan. Canımı versem ne olur Orhan Abi” demişti. Daha bunun gibi yüzlerce olay geçti.

Sizdeki bu karizma gerçek kişiliğinizin yansıması mı, yoksa bunun için çocukluktan beri büyük bir çaba mı harcıyorsunuz?

Hayır, ben olduğum gibiydim.

Gerçek kişiliğiniz mi?

Ben neysem oyum diye düşünüyorum. Hepimizin yanlışı, eksiği, hatası olabilir. Ama pirimiz Mevlana Celalettin Rumi derki, ‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.’ Göründüğün gibi olma konusunda zorlanılır diye düşünüyorum.

Zorlanıyor musunuz?

Olduğum gibi göründüğüm için zorlanma yok bende.

Karizmayı bozacak şeyleri çok isteseniz de yapmadığınız oluyor mu? Hep kontrollü müsünüz?

Hepimiz bütünümüzle insan oluyoruz. Yanlış yönümüz mutlaka olabilir. Yapmamaya özen gösteriyoruz ama istemeden de olsa yanlışımız Türk halknn önce ‘Orhan Abi’si, sonra ‘Orhan Baba’s olan Orhan Gencebay: mutlaka olacaktır. Bizi anlayanlar; “Yanlış yaptı ama o hatasını da bilir bir daha da yapmaz” derler.

Reklamlara çıkmak, jüri üyesi olmak Orhan Gencebay karizmasına nasıl tesir etti?

80’li yıllarda reklama karşıydım. Sanatçı reklam yapmamalı diye düşünürdüm.Sonra yakışan ve uygunsa, topluma da yararlı olacak bir ürünse; reklamını bir sanatçı yapabilir diye düşündüm ve iki defa reklam filmi yaptım. Bunu tamamiyle ticari düşünmemek gerekiyordu. Bana uyan bir üründü, ben onu taşıyabilir miyim, o beni taşıyabilir mi baktık, ondan sonra reklamı yaptık. Pop Star Alaturka’da başta tedirgindim, sonra rahat ettim.

‘Berhudar Ol’ albümünü Vodafone mu yaptı?

Herkes öyle sanıyor. Hayır, Vodafone sadece benim reklam yaptığım bir firma. Onlar albümdeki 4 eseri tanıttılar. Öyle bir reklam yaptılar ki herkes sandı ki bu albümü Vodafon’a özel yaptım. Hayır. Beni tanıyan insanlara bir mesajdır bu, lütfen duyurun.

Bir iki telefon görüşmesi yaptınız, üç dört kere “Berhudar ol” dediniz. Bu deyimi kaç yaşından beri kullanıyorsunuz?

Rahmetli dedemi 15-16 yaşımdayken kaybettim. 14.5 yıl savaşmış, vücudunda iki mermiyle dolanıyordu. Bana kahramanlık türkülerini çaldırırdı. “Barış için savaştık” derdi. O hep “Berhudar ol evladım” derdi. Bu çocukluğumdan itibaren beni çok etkilemişti. Sonra bu sözün anlamının güzelliğini öğrendim. Anlamı ‘Allah’a emanet ol’, ‘Allah’ın bütün güzellikleri senin üzerinde olsun.’ Ne zaman “Berhudar ol” desem dedemi hatırlıyorum, onun bana hatırasıdır. 15 yaşımdan beri “Berhudar ol” derim, son 20-30 yıldır çok kullanıyorum.

Evde pijama-terlik film seyrederken nasılsınız?

Ben yine olduğum gibiyim. Bakkala bile gitsem kendime göre estetiği oluşturmalıyım. Kendim beğenmeliyim önce kendimi, öyle çıkmalıyım.

Ani bir durum olsa, Allah korusun bir deprem, dışarı fırlamak zorunda kalsanız nasıl bir kılık kıyafet içinde olursunuz?

Palas pandıras insem bile, can havli bile olsa o anda bulunduğum durum kötü bir durum değildir.

Pijamalar, terlikler nasıl, çok şık mı?

O kadar çok resmi değilim tabii, samimi ama yine bana yakışacak şekildedir. Yakışacak derken benim kabul edebileceğim şekildedir. Dışarı çıkarken özellikle çok dikkat ederim ama evin içinde de öyle. Estetiğe karşı bir sevgi, ilgi var.

Fiziğinizi korumak için büyük çaba var mı? Nasıl genç görünüyorsunuz?

Eee 39 yaşında normaldir! Özel bir çaba yoktur. Göründüğüm gibiyim, içimden geldiği gibiyim. Özel bir çabamız yok.

Estetik yok mu?

Yok, genetik, aileden gelen bir durum. Benim 85 yaşında bir amcam var, çok yakışıklı, hiç kırışık yok. Abim var, o da çok yakışıklı, onda da böyle bir durum var. Ama insanın kendisi mutluysa, mutluluk duyarlılığı doğuştan itibaren varsa bu da insanı genç tutuyor. Kötümser olmaktansa iyimser olmak iyidir.

İnternette birisi, ‘Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum’ şarkınıza gönderme yaparak; “Sigara ve alkol içmeden her acının tiryakisi olan adam’ demiş size. Öyle mi?

Şimdi içmiyorum. Bir zamanlar sigara da alkol de içiyordum. Hele alkol çok içiyordum. Ama ne kadar da içsem yine dengeliydim. Sonra zarar verdiği için ikisini de bıraktım. Üreten birisi için ille başka bir dış etkene gerek yoktur.

Esrar derler?

Kattiyen. Ben o fikirde değilim. Ayık kafanın verdiği neticeyi hiçbiri vermez. Tersine bu gibi uyuşturucuyla ilhamı aramaya çalışmaktan yana biri değilim. Ben ayık kafayla kafayı bulan biriyim. Ben ayıkken alkol alandan daha fazla konsantre olacak yeteneğe sahibim.

‘ALDATMAYI HİÇ SEVMEM, NEFRET EDERİM’

Çok insan şarkılarınızı dinleyerek ağladı. Kendi şarkılarınız sizi ağlatır mı?

Şarkılarımın bazı olayları hatırlatanları etkiliyor insanı. Yalnız kendiminki değil güzel bir eser beni duygulandırır.

Ağlar mısınız?

Tabii gözlerim dolar. Ağlarım da tabii ki.

Hayatınızın aşkı Sevim Emre’ye çok şarkı yaptınız mı?

Sevim Hanım’a çok beste yaptım. Bizim duygu hallerimizi anlatan; mutluluğumu, kırgınlığımı, hüznümü anlattığım çok beste var.

Neler var mesela?

Zamanında “Benim Dünyam” dedim, “Aşk Pınarı” dedim, neler demedim ki!

Kızınca ne dediniz?

“Ziyankar” dedim.

Sevim Emre’yle 73’ten beri birliktesiniz. Ona sorsaydım, Orhan Gencebay’ı nasıl tanımlardı?

Evvelce şikayet etmezken, şimdi biraz şikayet ediyor mudur? Şaka söylüyorum. Zaten anlaşmasaydık bu kadar yıl beraber olmamız mümkün değildi. İkimizin de hataları tabii ki var. Ama ikimizin de güzel yanları var. Kızarız, ağlarız, üzülürüz, anlamayız, anlarız. Hayatın kendisi çeşitli duyarlılıkla sürüyor.

Onca yıl sonra aşk ve cinsellik bitiyor; başka bir şeye dönüşüyor deniliyor. Siz bunca yıl sonrayı nasıl yaşıyorsunuz?

Hayır hiçbir şey bitmez. Sağlık bozulduğu zaman başka bir ortama giriyor insan. O değişik ortamlar yaşanmasa onlar devam edecek. Acı çekerken belki başka duyguları hissetmeyebiliriz. Sağlığımız bozulmasın yeterki. Çünkü insanın sağlığı bozulunca tedavi etmeye çalışırken bütün duyarlılığını oraya yönlendiriyor. İnsanlara aslında bir ömür boyu bir sevda da yeter. Mesele; “Bir sevda da yeter” diyebilen biriyle aynı duyarlılığı paylaşabilmek ve iki kişinin de bunu istemesi.

Ona, “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” dediğiniz zamanlar oldu mu?

Hatalarımız hepimizin olabilir ama affedilecek hata var, affedilmeyecek hata var. Hata yapabiliriz ama affedilmeyecekleri yapmayalım inşallah.

Hiç aldatmadınız mı Sevim Hanım’ı?

Aldatmayı hiç sevmem, nefret ederim. Hele de hem gönlümü verdiysem, hem de söz verdiysem

Gönül nikahına çok saygım var, ama hep çok merak ettim neden resmi nikah yapmadınız?

Bunu yaptığımızı da söylüyoruz.

Kesin yaptınız mı?

Belirsiz bir durum var bu konuda… Bu konuda pek fazla konuşmuyoruz.

Neden konuşmuyorsunuz?

Bu muğlak bir durum, bunu fazla konuşmayalım.

Küçük oğlunuz sizden çok farklı bir imaj sergiliyor. Rockçı, pearcing’li ve dövmeli. Ters düşüyor musunuz onunla?

Hayır, kattiyen.

Hoşunuza gidiyor mu?

O istiyordu bunu, yanlış bir şey de istemiyordu. Ben de zamanında yapabilirdim. Yaptırdığı dövmenin birinde ‘Dad’ (Baba) yazıyor, kral tacı ve notalar var. Diğerinde de ‘Mom (Anne) yazıyor. Kolunun içine de ‘Batsın Bu Dünya’ yazdırmış. “Niye bunu yazdırdın?” dedim. “Bir anarşistin söyleyebileceği bunun üstünde bir söz yok” dedi. Yanlış anlaşılmasın, gerçek anarşist iyiye özlemle ortalıkta dolanan kişidir. Olumsuz bir şeye tepkili olur. Gerçek anarşist saygılı entelektüel kişidir. Ama yürekli kişidir. Terörizmle anarşizmi karıştırmamak lazım. Bir zaman karıştırıyorlardı.

Peki sizin imajınızın önemli parçası olan bıyığınızı bir gün kesecek misiniz?

Onu bir türlü yapamadım.

İsteyip de mi yapamıyorsunuz?

Bir haftalık 10 günlük de olsa yapmak istiyorum ama onu bile yapamıyorum. Başta Sevim Hanım tepki göstermişti. Ben de yadırgarım. Orhan Baba olur da bıyıksız olur mu!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Uğur Dündar’dan Orhan Baba Sürprizi!

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay’dan 19 Mayıs sürprizi! Ünlü müzisyen Star Ana Haber’de Uğur Dündar’ın konuğu oldu çok özel klibini ilk defa izletti…

Uğur Dündar dün akşam Star Haber‘de canlı yayında hayli ilginç bir ismi konuk etti. Dündar’ın ünlü müzisyen Orhan Gencebay‘ı konuk ettiği ana haber bülteninde usta müzisyenin “Vatan Sağolsun” adlı klibi televizyonda ilk kez yayınlandı.



Kendisi de Samsun’lu olan Gencebay, 19 Mayıs vesilesiyle hazırladığı klibi askerlik yaptığı yıllarda bestelediği ‘Vatan Sağolsun‘ adlı şarkıya çekmiş. Dündar’ın hayli etkilendiğini defalarca vurguladığı klip haber bülteni boyunca duyuruldu ve sonlara doğru yayınlandı. Gencebay ve Dündar oldukça samimi bir sohbet eşliğinde klibi izleyenlere sundular.

Gencebay hem 19 Mayıs hem de askerdeyken yaşadıkları hakkında anektodlar aktarırken, TV’de ilk kez yayınlanan klibin öyküsünü de anlattı.

“Türkiye’nin Yüzde 75′i Beni Dinliyor”

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

“Vodafone, bana reklam teklifinde bulunmadan önce bir araştırma yapmış. İnsanlar yüzde 98 beni tanıyor, yüzde 75′lik bir kesim de dinliyor. Nesiller değişiyor fakat buna rağmen beni dinliyorlarmış.

Bundan sunu çıkarmışlar; benim kapsama alanım genişmiş. Yani gönül kapsama alanım genişmiş. Bunun için bana reklam teklifi yapmışlar.”

Uzun bir aradan sonra albüm çıkardınız…

Bir şey yaptığınız zaman bir sanatçı olarak bunu gönül dostlarına iletmek istiyorsunuz. Bu hem görevim hem de beni mutlu eden bir şey. Mesajımı ezgilerimle, bestelerimle anlatıyorum. Bir daha Allah ömür verirse bu kadar uzun ara vermeyeceğim.

Bu albümü diğer çalışmalarınızdan farklı kılan ne var?

Enstrümantal bir bestem var; Diriliş. Bu parça benim müzik kimliğimin özelliklerini belli ölçüde yansıtıyor. Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Avrupa gibi Türklerin dünya kültürüyle nerelerde buluştuğunu ve etkilendiğini anlatan bir hikâye. Birinci farkı bu. İkincisi albümün adı ‘Berhudar Ol’ bana dedemden kalan bir deyim. Osmanlı’nın neferi ve gazi olan bir dedem var. Onun için bu deyimi duyduğum zaman onu anımsarım, bu albümü ona ithaf etmiş gibiyim.

Yıllarca arabesk müzik hep eleştirildi. Bunu kendinize yapılmış bir haksızlık olarak görüyor musunuz?

Arabesk deyimini çok yanlış kullanıyoruz. Firavunlar döneminden kalan bir deyimdir ve Arap etkinliği manasına gelir. Şimdi öyle bir hale geldi ki olumsuz ne varsa ona arabesk deniliyor. Böyle saçma bir şey olur mu? Arabesk adam, arabesk heykel, arabesk düşünce… Kelime, olumsuzluğun yaftası oldu.

Siz de bu yaftalamalardan payınızı aldınız.

Bilmeyerek söyledikleri için ‘Bu konuda cahillerdir.’ diyorum. Birer birer herkese bunu anlatmam mümkün değil. O kadar anlatmamıza rağmen hâlâ yanlış anlaşılıyor. Alaturka da böyle kullanılıyor. Ne kadar yanlış, bayağı bir şey varsa o alaturka. Oysa Osmanlı döneminden gelen bir tanımlamadır. Müslüman Türk kimliğiyle, Hıristiyan Batı kimliğini ayırmak için kullanılmıştır. Alaturkanın karşıtı da alafrangadır. Adeta kimliği aşağılar gibi amma Türk’sün, amma İngiliz’sin deyimleri kullanılır mı Allah aşkına!

Müziğinizin birtakım çevrelerce onaylanmaması resmi görüşle resmi olmayan görüşün kavgası mıdır?

Evet ve ben bu yüzden kötü oldum. İşin garibi Türk müziğini koruma görevi TRT’nindi. Kurum, üzerine çok fazla yük almıştı. Ama o zamanlar okul yok, konservatuar yok. TRT’nin kızılacak tarafı çoktur ama bir bakıma bu kadar yük yüklendiği için üzülecek tarafı da vardır. Şimdi konservatuarlar kuruldu ve TRT bu yükten kurtuldu. Bunu yapmak hepimizin görevi, fakat bunu orada bırakmamak lazım, oradan yararlanıp yeni şeyler üretmek lazım.

TRT’nin bedel ödettikleri arasında siz de varsınız…

Ben ‘Daha ileri gidelim.’ diyordum ama onlar bunu istemiyorlardı. TRT’nin en olumsuz muhatabı bendim.

İdamınızı isteyenler olduğunu söylemiştiniz.

Sivil olanlar bunu düşünüyordu, bana karşı olanların böyle bir talepleri vardı. Çünkü çalışmalarımı halk destekliyordu ve o zamana kadar kimseye kısmet olmayan bir saygı ve sevgiydi bu. Kural koyan birçok kimse benim halkla olan diyaloğumu kıskanıyordu.

Enis Batur bir röportajında, “Bize sunulan bir Orhan Gencebay figürü var. Orhan Gencebay’ı indirgiyorlar, ona duyulabilecek saygının payını düşürüyorlar ve onu kısıtlı bir tarifle sunuyorlar.” diyor. Katılıyor musunuz?

Evet, bu tespiti doğru buluyorum ama bunun doğal bir oluşum olduğu noktasında da şüphelerim var. Bir yerde doğruları anlatamıyorsunuz ve sıkıntı çekiyorsunuz, bu sıkıntıları da yaşamak durumunda kalıyorsunuz. Derinlemesine bakan çok az. Bir kere baştan böyle tanıtıldığınız için ağzınızla kuş tutsanız yaranamıyorsunuz. O kolay değişmiyor ama artık biraz değiştiğini kabul ediyorum.

Bu değişikliği nasıl hissediyorsunuz?

Bir zamanlar bana karşı çıkan bazı insanlar gelip benden özür diledi, seni yanlış anlamışız diye. Anlaşılmak kolay değil, anlatmak da zor. Demek yeterli olmamışız!

Açılım toplantısında korsanı dile getirdiğiniz için eleştirildiniz?

Ben o toplantıda sadece korsanı dile getirmedim; önemli gördüğüm birçok konuda konuştum. Şu anda müzik sektörünün çökme aşamasında olduğunu bilelim. Bu çok önemli bir konu ama birçok insan farkında değil. Artık albüm yapılmıyor, insanlar eser üretmemeye başlıyor. Hatta eser üretenler başka işler aramaya başladı. Çünkü üretim durdu, bunun en büyük sebebi de korsan.

Şarkının adını Ergenekon davasından dolayı mı Diriliş olarak değiştirdiniz?

Ergenekon’un bir anlamı da yeniden doğuş, diriliş. Aslında Ergenekon bizim büyük bir destanımız. Benim anlattığım Ergenekon’un şu andaki Ergenekon’la hiçbir ilgisi yok. Benim siyasetle bir ilişkim yok çünkü sanat, siyaset yapmaz. Kişiler siyaset yapar ama sanat yapmaz. Bazı arkadaşlar siyaset yaparken sanatı alet etmeye çalışıyorlar. O doğru değildir. Başbakan’ın toplantısında ben bunu da ifade ettim. Bu açılımların başlıkları beni rahatsız ediyor; Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı… Bu başlıklar olmamalıydı. Burada önemli olan Cumhuriyet’in açılımı olmalı. Bu sorunlar Cumhuriyet’in başlangıcından itibaren uygulanması gereken, uygulanacak diye koyulan kuralların uygulanmamasından dolayı olmuştur. Herkes devlete eşit mesafede olacaktır, herkese aynı hizmet edilecektir ama bunu ihmal etmişler. Olmadı, o zaman Cumhuriyet’in bu yönü eksik kalmış.

Açılım toplantısına katıldığınız için eleştirildiniz mi?

Neticede davet eden Başbakan, gitmemek saygısızlık olur.

Kadir İnanır bizzat Başbakan’ın arayıp davet etmesini beklemiş. Sizi kim davet etti?

Başbakan herkesi tek tek arayabilirdi ama böyle bir şeyi yapması şart değil. Beni Hüseyin Çelik davet etti. Aradığında “Memnuniyetle gelirim.” dedim.

Yakın arkadaşınız Ajda Pekkan süper star olmanın kendini sınırladığını ve istediği gibi yaşayamadığını söyledi. Orhan Baba olmak size böyle bir sınırlama getirdi mi?

Hayır, yok, kısıtlama yok. Sadece keşke herkese yetecek bir gücümüz olsaydı. Sorunu olanlar o kadar çok ki, hepsine yetişmek mümkün değil. Baba olunca beklentiler başlıyor.

Sanat hayatınız boyunca hiç sahneye çıkmadınız. O duyguyu yaşamak istemediniz mi?

Beste yaparken daha mutlu oluyorum, sanki sahneye çıkarsam beste yapmam zorlaşır, zaman ayıramam diye korktum. Bu da beni mutsuz eder diye sahneye çıkmadım. Çünkü sahne çalışmaları insanın çok vaktini alır. Bundan korktum. Ama fazla erteledim.

Peki şimdi çıkmayı düşünüyor musunuz?

Şimdi istediğim ortamı bulursam çıkacağım ama ortamı bulmak kolay değil.

Sahneye çıkmamanızda konserde istemediğiniz şekilde taşkınlık yapabilme ihtimalleri de etkili oldu mu?

Yok öyle düşünmedim, neticede beni dinlemeye gelecek olanlar beni seven gönül dostlarım olacağı için öyle bir düşünceye hiç kapılmadım. Kim gelirse gelseydi ben onlara müzik anlatacağım için müzik de benim 6 yaşından beri bildiğim konu, o yüzden sorunu çıkarmazdı diye düşünüyorum.

Entelektüel birikiminizi dinleyicilerinize aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Bildiklerimi anlatmaya çalışıyorum, anlatabildiğim kişiler daha farklı bakıyorlar şüphesiz. Anlatabilmek kolay değil. Ama gittikçe anlayanların çoğaldığını da gördüm. Sabitleşmiş bazı fikirler vardır, onların bazılarını kırdığını düşünüyorum. Bence en kötü şey şartlanmaktır. Ne olursa olsun var olan bir olguyu önce anlamak lazım. Yargısız infaz doğru değil. Ben zamanında böyle bir şeye maruz kaldım.

Şu anda dünya çapında başarılı bir isim olan Ömer Faruk Tekbilek uzun süre sizinle çalıştı. Kendisini takip ediyor musunuz?

Tabii. Faruk 16 yaşında benim yanımdaydı ve o yaşına rağmen çok kabiliyetliydi. Birbirimizden etkilendik tabii, o da ifade eder bunu. Çok severim kendisini ve takip ediyorum.

Müziğin sosyolojisiyle yakından ilgileniyorsunuz. Önümüzde 27 Mayıs darbesinin 40. yılı var. Darbelerin sosyolojisiyle ilgileniyor musunuz?

Darbelerin hiçbirinin iyi olmadığını biliyoruz. Siyasete bulaşmasak da iyi bir vatandaş olmaya çalışıyoruz. İnsan hakkına saygımız her zaman var. Darbelerin hiçbiri güzel değil. İnsanları yönetmek için darbe şart değil. 27 Mayıs’ın neyi getirdiğini, neyi götürdüğünü hepimiz görüyoruz. Bu tarz darbelerin 80 ihtilalinde de olduğu gibi iyi bir şey olmadığını görüyoruz.

Sizce darbeler dönemi bitti mi?

Askerler öyle söylüyor, “Darbe dönemi çoktan bitmiştir.” diyorlar. İlk ağızlardan bunu duyuyoruz, doğrusu da budur. r.sezgin@zaman.com.tr ***

Pop Star’da iyi bir görev yaptım

Bazen çocuklar da babalarına kızar. Hayranlarınızın Orhan Baba’ya kızdığı anlar var mı?

Zaman zaman böyle şeyler oldu ama sonra düzeldi.

Nelere kızdılar?

Söylemek istemiyorum aslında… Mesela Pop Star’ı yaptığımız zaman çok tepki aldım. Ama ben orada iyi bir görev yaptığıma inanıyorum. Türk müziğini insanlara anlatmamız gerekiyordu ama bunu belgeselle yapmaya kalksak kaç kişi izlerdi! Pop Star gibi halkın ilgi gösterdiği bir programda bunu yapabilmek iyi olur diye düşündüm ve kabul ettim. Başta çok tepki oldu; burada ne işin var senin. Sonra anladılar benim ne düşündüğümü.

Siz “burada ne işim var” dediniz mi?

Tabii ben de dedim. Sonra dedim ki burası Türk müziğini anlatmak için fevkalade bir alan.

Yarışma sizin için hiç işkenceye dönüştü mü?

Zaman zaman. Bir iki defa kalkıp gittim, sonra sakin olalım dedim ve devam ettim.

“Kader Dediğin Bütün İhtimallerin Toplamıdır”

Yazar: Erdem Gürsoy - 23 Mayıs 2010 - Kategori: Haberler

Kader  dediğin bütün ihtimallerin TOPLAMIDIR

Orhan Gencebay’ın yeni albümü Berhudar Ol bir vasiyet mi? Büyük usta neden Vodafone reklamlarında rol aldı? Bob Dylan konserine gidecek mi? En meşhur şarkılarını neden yazdı? ‘Berhudar ol’ sözünü kimden devraldı? Yoksullarla dostluğu var mı? Kader, ölüm ve tasavvuf konularında ne düşünüyor? Siyaset ile sanat arasında nasıl ayrımlar yapıyor?

• ‘Berhudar ol’ Farsça kökenli bir tabir, değil mi?

Allah’ın güzellikleri senin üzerinde olsun anlamına gelen, Farsça bir tabir. Bu sözü babamın babası Hüseyin dedemden öğrendim. 14 buçuk sene savaşmış bir Osmanlı askeri. Cephe cephe gezmiş, gazi olmuş. Vücudunda iki mermiyle dolaşırdı. Her yanında şarapnel izleri vardı, harita gibi. Berhudar ol sözü, dedemin hatırası, ondan yadigarıdır bana.

• Berhudar ol şarkısı bir nasihat ve vasiyet tadı taşıyor… ‘Sana taş atana sen de ekmek at /  Sevginde cömert ol sabrında inat’… Nereden, kimlere söylüyorsunuz bu sözleri?

Bir ağabey, bir dost olarak söylüyorum bunları. Bir tavsiyede bulunuyorum. Herkes kulak vermek zorunda değil, özgürlük var. Dinimiz de bir nasihat silsilesidir. Sözümüze itimat eden, müziğimize iltifat edenlerin istifade edebileceği bir şarkıdır. Dinde zorlama yoktur, sanatta da zorlama yoktur.

• 1974’te ‘Sana gelen dertler benim, hayat senin olsun’ demiştiniz. İsmail YK ise 2006’da ‘Bana gelen sana gelsin, Allah belanı versin’ diye bir şarkı söyledi. Siz İsmail YK’yı destekliyordunuz. Fakat zıt şeyler söylüyorsunuz sanki.

İsmail YK’yı severim. Sanırım tezat sanatından faydalanmış o sözlerde. Bir de kendisine sormak lazım.

• Mayıs sonunda Bob Dylan Türkiye’ye geliyor. O da sizin gibi sözleri kendisi yazıyor, kendi ülkesinin halk müziğinden faydalanıyor. Konserine gidecek misiniz?

Doğrusu gitmeyi düşünüyorum. Bob Dylan çok özel bir müzisyen. Söz yazarı olarak da çok dikkate değerdir. Şair katında kabul edilir. Kısmetse gidip dinleyeceğiz.

SANATI MALZEME YAPMADIM

• Vodafone reklamlarında neden rol aldınız?

Vodafone, benim yeni albümümün çıkışını duyuruyor. Yani bir bakıma Vodafone benim yeni çalışmamı destekliyor.

• Orhan Gencebay adı, Vodafone adından daha büyük bence.

Çok fazla reklam önerisini geri çevirdim. Sekiz yıl önce İdeal Kart reklamını kabul etmiştim. Sonra yine hiç reklama çıkmadım. Fakat Vodafone’un yaklaşımı bana münasip göründü. Vodafone beni taşıyabilir, ben de onları temsil edebilirim diye düşündüm. Sanatı reklamın malzemesi haline getirmekten kaçınmışımdır.

• İnsanlar sizin efendiliğinize, haktanırlığınıza, hamiyetperverliğinize çok itibar ediyor. Hem büyük bir sanatçısınız, hem yoksul kitleler tarafından çok seviliyorsunuz. Yoksul insanlarla temasınız var mıdır, onlarla buluşur, görüşür müsünüz?

Yoksul, garip insanlar benim sözlerimin, müziğimin onlara kucak açtığını başından beri bilmişlerdir. Sanat alanında böyle bir bağımız hep oldu. Onun haricinde elbette yoksul kardeşlerimizle dostluğumuz bakidir. Görüşür, konuşuruz. Komşumuz aç yatarken tok yatmak bize yakışmaz. Peygamberimiz de yoksul bir hayatı seçmiştir. Biz de ekmeğimizi bölüşme terbiyesiyle yetiştik. Sağ elimizin verdiğini sol elimiz görmesin diye dikkat ederiz.

• Şarkılarınızda kaderden çok bahsediyorsunuz…

İki tür kader algısı var. Kader, bütün ihtimallerin toplamıdır bana göre. Bunu hem bir Müslüman hem de amatör bir astrofizikçi olarak söylüyorum. Bir de batıl bir kader algısı var. İnsan bütün ihtimallere hükmedemez. İyi şeyleri kendimiz yapıyoruz da, belalar kaderin eseri değildir. Fakat elbette kaderde bir cilve, oyun olduğunu mecazen söyleriz. Kaderimizle barışmak için, onu söze konu ederiz. Bazı şikayetlerimiz olsa da, sonuçta kurtuluşa ermek, kaderimizle uyum sağlamak içindir.

• Geçen yıl valideniz Habibe Hanım vefat etti. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Anneniz hakkında bir şey söylemek ister misiniz?

Annem Yunus Emre’nin dişisi gibiydi. Kalbi Allah sevgisi, insan sevgisiyle doluydu. İnsanın annesini kaybetmesi büyük bir acı. Hepimiz annelerimize ihtimam göstermeliyiz. Her şey boş.

ÖLÜMDEN KORKMUYORUM

• Ölüm hakkında genel olarak ne düşünüyorsunuz?

Bu dünyada bir sirkülasyon var, bu da ölümle sağlanır. Ölümden korkmuyorum. Ölüm bir son değildir. Doğum ile ölüm arasında bize verilen nimetleri tanımak, onlara şükretmek, ölümden sonra da nimetlere kavuşmak için bu dünya tarlasını ekeceğiz, süreceğiz. Hayata hürmet edeceğiz. İnsana hürmet edeceğiz. Kendimize saygı duyacağız. Bilime de inanca da itibar edeceğiz.

• Benimle çok güzel konuştunuz, çok teşekkür ederim Orhan Ağabey.

Berhudar ol.

‘Aktörlerin hakkını mı yiyorum’ diye hep çekinerek oynadım

• 30’dan fazla filminiz var. Çok saygın yönetmen ve senaristlerle da çalıştınız. Vadullah Taş geçen hafta Orhan Gencebay Filmlerini Anlatıyor adlı bir kitap yayımladı.

Bu kitaptan benim hiç haberim yok. Doğrusu böyle bir çalışma için benimle temas kurulmalıydı, bana o saygıyı göstermeleri gerekirdi. Öyle bir şey olmadı. Dolayısıyla bu kitap hakkında konuşmamayı tercih ederim. Sinema yaptım fakat hep çekinerek yaptım. ‘Acaba meslekten aktörlerin hakkını mı yiyorum?’ diye düşündüm hep. UNESCO’nun Yunus Emre Yılı ilan ettiği 1972’de Yunus Emre filminde rol almam teklif edilmişti. Bunu söyleyen yapımcıya ‘Yunus Emre gibi büyük bir değeri, bizim canımız, gururumuz olan bir büyüğü benim gibi acemi birine nasıl teklif edersin?!’ diye çıkıştım.

• En sevdiğiniz filmleriniz hangileri?

Sev Dedi Gözlerim, Batsın Bu Dünya, Aşkı Ben Yaratmadım, Leyla ile Mecnun (rahmetli üstadımız Halit Refiğ yönetmişti), Hatasız Kul Olmaz… Mesajı güçlü filmlerdi.

Gencebay Akademisi kurulacak, bağlama resitali verilecek

• Konser vermiyorsunuz, ona bir şey diyemem. Fakat bir bağlama virtüözü olarak, bağlama resitali verseniz gelip dinlesek bir bağlama albümü yapsanız…

Aslında çok iyi olur. Bu aklıma gelmedi sanmayın. Yapmak istediklerimin ancak yüzde 30’unu yapabildim bugüne dek. Allah ömür ve sıhhat verirse hepsini yapacağım. Bir akademi kurarak Türk Sanat Müziği ve Halk Müziği’ndeki yapıları analiz etmek istiyorum. Geçenlerde bir rektörle de konuştuk. Müziğimizin makam zenginliği, 1826’dan sonra yeterince ciddiyetle incelenmemiştir bence. Ayrıca senfoniler yapmayı düşünüyorum…

Hangi şarkıyı neden yazdı?

•Hatasız Kul Olmaz’ı istemeden kırdığım biri için söyledim

O şarkı, istemeden kırdığım birine sunduğum bir özür beyanıdır. Benim şarkılarımın iki yönü vardır. Biri sevgiliye, diğeri de Yaradan’a hitap edilen kısımdır. Bizim divan şiirinden, tasavvufi şiirlerden, ilahilerden öğrendiğimiz bir ifade tekniğidir bu. ‘Feryada gücüm yok / Feryatsız duy beni’ derken, bir yandan insani bir durumu anlatıyorum, bir yandan da sessizliğimizin düşünmediğimiz anlamına gelmediğini.

•Hor Görme Garibi bir tasavvuf tabiri

O bir tasavvuf tabiri: ‘Hor görme garibi kalbinde rahman vardır.’ Fatih’te bir gece sinemadan çıkıyorduk. Kapıda dilenenler vardı. İçlerinden biri vakur duruyordu. Dilenmiyordu ama muhtaç olduğu da hissediliyordu. Ben de bir şeyler verdim. Almam demiyordu, yere bakıyordu fakat. Onun halinden çok etkilendim. Can taşıyan herkesin hayatı güzelleştiren şeylerde hakkı vardır.

•Dertler Benim Olsun başımdan geçen bir olayı anlatıyor

O şarkı da yaşanmış bir olayın hikayesini anlatır. Mevlana ‘Sen iki Leyla’sı olan Mecnun gördün mü?’ der. Şarkıda, aynı kişiyi seven iki kişi var. Biri kaybediyor. O kaybeden kişinin hikayesini anlatıyorum. Bir insanın aşkta kaybetmesi, insanlıkta kazanmayacağı anlamına gelmez. Her aşk üçgeni skandal olacak diye bir kural yok. Bu hikaye benim başımdan geçmiş bir olayı anlatıyor, fakat aynı durumu başkalarında da gördüm.

•Batsın Bu Dünya şarkım 1980 yılı öncesiyle ilgili

1980 öncesi büyük bir siyasi kargaşa vardı. İnsanlar birbirlerini vuruyordu. Allah bir daha göstermesin. O dönemde insanların aşkları da paramparça olmuştu. Siyasi çatışma, gönüllerin buluşmasını da engelliyordu. Ben de ‘Batsın bu dünya!’ dedim.

•Bir Teselli Ver’i yalnızken  yani bekarken yazmıştım

Yalnızken, bekarken yazdığım bir şarkı. Bizim en büyük zenginliğimiz gönlümüzdeydi. Duygularımızın gücüyle hayata tutunuyorduk. Dolayısıyla şarkılarımızın da enerjisi yüksek oluyordu. O şarkıda demokratik bir tutum da vardır: ‘Aramızda başka biri var ise / Tertemiz aşkımı bana geri ver.’ Yani ‘Seni keserim, asarım, biçerim’ demiyor.

“Berhüdar Ol Başbakanım”

Yazar: Erdem Gürsoy - 21 Şubat 2010 - Kategori: Haberler

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım çerçevesinde Beşiktaş’taki çalışma ofisinde verdiği brunchta sanatçılar ile bir araya geldi. Yaklaşık 100 kişi bruncha katıldı. Brunchta İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AK Parti Medya ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de hazır bulundu. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy, Seda Sayan, Sertap Erener, Erol Evgin, Ferdi Tayfur, Nükhet Duru, Kaya Han, Arif Sağ,Mustafa Sandal, Yavuz Bingöl, Zerrin Özer, Mercan Dede, Emel Sayın, Neşet Ertaş, Kıraç, Kubat, Emel Müftüoğlu, Murat Göğebakan, Kibariye, Bülent Ortaçgil, Nihat Doğan, Onur Akın, Sinan Özen, Mustafa Sağyaşar, Feryal Öney, Cengiz Kurtoğlu, Hakan Peker, Nuri Sesigüzel, Işın Karaca, Funda Arar, Zekai Tunca, Alişan, Hakan Peker, Şahin Özer, Ferhat Göçer ve Teoman da katılanlar arasında yer aldı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sanatçılardan “demokratik açılım” için destek istedi. Recep Tayyip Erdoğan, “Siz olmazsanız, sizin duyarlılığınız olmazsa sizin öncü rolünüz olmazsa süreç eksik kalır” dedi.

Tayyip Erdoğan, bugün öğleden önce, sanatçılara Beşiktaş’ta çalışma ofisinde kahvaltı verdi.Kahvaltıda bir konuşma yapan Erdoğan, “Bugüne kadar ezgilerinizle kardeşliğimizi pekiştirdiniz. Şimdi de yüreğinizi ortaya koyarak bu ülkenin daha aydınlık yarınlara kavuşmasını sağlayacak olan yine sizlersiniz” dedi. Erdoğan, Türkiye’nin Yemen Türküsü gibi hiçbir millette ve ülkede olmayan muhteşem bir türküsü bulunduğunu, Yemen Türküsü’nün ülkenin her köşesine aynı derecede hitap ettiğini vurguladı.

ERTAŞ İLE PERVER BİRLİRLERİNİ ANLAR

Erdoğan, “Havada bulut yok, bu ne dumandır” denildiğinde Diyarbakırlı’nın gönül teli nasıl titriyorsa, Edirneli’nin, Uşaklı’nın, İstanbullu’nun, Ankaralı’nın, Yozgatlı’nın ve Trabzonlu’nun da gönül telinin aynı derecede titrediğini söyledi. “Sarı Gelin” türküsünün sözlerinin ve tek başına ezgisinin Azerice de Ermenice de Türkçe de olsa geniş bir coğrafyayı duygulandırmaya yettiğini belirten Başbakan Erdoğan, “Bazı insanlar birbirine karşı sağır kesilmiş olabilir. Kitleler, birbirlerine ön yargılarla yüklenmiş olabilir. Etnik kökenler, değerler, inançlar arasına yapay bariyerler inşa edilmiş olabilir. Bir kısım siyasetçiler, ikbal kaygısı içinde duyarlılıklarını yitirmiş olabilir. Ama ben inanıyorum ki ne kurşun sesleri ne de politik nutuklar, sizin ezgilerinizi bastırmaya ve onlara sınır çizmeye yetecektir. Tarih boyunca da yetmemiştir. Ben birbirlerini tanımasalar, belki hiç karşılaşmamış olsalar da Neşat Ertaş’ın Şivan Perver’i, Şivan Perver’in de Neşat Ertaş’ı çok iyi anladığına inanıyorum. Çünkü her ikisi de yürekleriyle, gönülleriyle konuşuyorlar. Her ikisi de ezgilerine bu toplumun kokusunu katıyorlar” dedi.

HER BEBEK SEVGİ KOKUSU İLE DOĞAR

Başbakan her bebeğin, yumuk yumuk gözleri ve sıkılmış minicik elleriyle buram buram sevgi kokusuyla doğduğunu belirterek “Hiçbir bebek ve çocuk, annesini, babasını, kaderini ve özellikle de dilini, etnik kökenini kendisi seçmiyor. Hepimiz topraktan bir canız. Yunus Emre’nin en güzel şekilde ifade ettiği gibi ‘Yaradılanı, yaradandan ötürü seviyoruz’. Bu ülkede yediden yetmişe herkes Orhan Gencebay’ın unutulmaz şarkılarıyla büyüdü. Biz de büyüdük. Onun belleğimize nakşolunan şu dizeleri aslında meseleyi izah etmeye yetmiyor mu? ‘Bu toprakların sinesinde insan denilen bir canım/Hem düşünür hem severim/Budur taştan farklı yanım/Her maddenin zerresini bedenimde taşıyorsam/Ben ne bir taş, ne bir ağaç, insanlığımla insanım’. ‘Hor görme’ diyor üstat. ‘Hatasız kul olmaz’ diyor.”dedi.

Erdoğan, toplantıya katılan tüm sanatçıların da benzer şekilde unutulamayacak dizelerle bu toprakların aşkını, sevdasını anlattığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mahzun Kırmızıgül ‘Hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye?/Yaşamak dururken bu kavga ne diye?’ sorusunu sorarken, Müslüm Gürses ‘Sev bütün insanları/Say bütün insanları/Kin gütme unut gitsin geçmişte olanları’ diyor. Mazhar-Fuat-Özkan’dan dinlediğimiz ‘Nasıl da paylaşıyor insan, nasıl da birmiş meğer hasretler, nasıl da mecburmuşuz sabretmeye, sevmeye ve öğrenmeye’ dizeleri kulaklarımızdan silinmezken, Sertab Erener’in söylediği ‘Hadi yüreğim ha gayret’ dizeleri umutları artırıyor. Uğur Işılak’ın ‘Hadi Anadolu/Yol kardeşlik yolu/Şahlansın ne varsa Edirne’den Kars’a’ derken, Arif Sağ’ın sazıyla dile getirdiği şu dizeler adeta bu toprakların özünü de yansıtıyor: ‘İkilik kinini içinden atıp/Özde ben bir olmaya geldim/Taht kuralı ariflerin gönlüne/Sözde ben bir insan olmaya geldim/Serimi meydana koymaya geldim’.Bu kadar güzel şarkıları, türküleri, bu kadar yürekli sanatçıları bulunan bir ülkede insanın insana farklı bir gözle bakabilmesi mümkün mü? İnsanları sınıflara ayırmak, kategorize etmek, rengiyle, diliyle, inancıyla, etnik kökeniyle farklılaştırmak bizim kültür medeniyetimize sığar mı? Doğuştan kazanılmış en insani hakları kısmak, kısıtlamak, yok saymak, şarkılarını yasaklamak, türkülerini sansürlemek, sanatçıları eserlerinden, düşüncelerinden dolayı mahkum etmek, demokrasi ve insan haklarıyla örtüşür mü?”şeklinde konuştu.

SANATÇININ ALIN TERİNE MUSALLAT OLAN

Başbakan Erdoğan, sanatı ve sanatçıyı desteklemek konusunda önemli çalışmaları olduğunu, telif hakları ve korsanla mücadele konusunda 2004 yılında bir yasa çıkardıklarını, sanatçıların üzerindeki korsan baskısını tamamen yok etmek noktasında hükümet olarak kararlı olduklarını söyledi. Son yıllarda 5 binin üzerinde denetim yapıldığını ve 300 milyonun üzerinde korsan materyalin ele geçirildiğini de belirten Erdoğan “Bunlar yeterli değil. Bazı alanlarda sorunlar devam ediyor. Asıl sorun, fikir hırsızlığı, korsan gibi nispeten daha basit bir yaklaşımla ele alınıyor olmasından kaynaklanıyor. Bu noktada bilinci artırmak önem taşıyor” diye konuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu bilinci yükseltme mücadelesi verdiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, 2008 yılının Haziran ayında AB Katılım Müzakereleri çerçevesinde fikri mülkiyet hakları faslının müzakereye açıldığını, AB müktesebatının ülkeye uyarlanması için ilgili kurumların çalışmalarını yürüttüğünü söyledi. Erdoğan “Ben sanatçının alın terine musallat olan, hakkını gasp eden bu sorunun en kısa sürede Türkiye gündeminden çıkmasını gönülden arzu ediyorum. Bu meselenin ortadan kaldırılması için ilgili güvenlik güçleriyle çalışmalara devam ediyoruz. Bu, tek başına iktidarın çözeceği bir iş değil. Bunu hep birlikte çözmeye mecburuz. Biz hep şunu da söylüyoruz: Bazı sinyalleri de alalım. Yani ‘Şurada, şu mahfilde şu, şu, şu işler üretiliyor’ veya ‘Şurada şunlar var’ gibi. Bunları bizler de aldığımızda, oralara yapılacak baskınlardan kimsenin endişesi olmasın. Devlet olarak bunlar yapılıyor. Biz bunların üzerine adeta silindir gibi gitmeye hazır olduğumuz konusunda da güvenlik güçlerine emirler veriyoruz. ‘Üzerlerine gideceğiz, bu bir hak gasbıdır’ diyoruz.” diye konuştu.

OMUZ VERMENİZİ RİCA EDİYORUM

Erdoğan, aydınlık bir Türkiye’nin kurulmasında, Türkiye’nin her alanda standartlarının yüksek, güçlü, kalkınmış huzurlu bir ülke olmasında, sanatçıların çok büyük katkısı olduğuna ve olacağına inandığını belirterek “Sanatınızla, sanatçı duyarlılığınızla değişim hareketine omuz vermenizi sizlerden bilhassa rica ediyorum. Siz olmazsanız, sizin duyarlılığınız olmazsa, sizin öncü rolünüz olmazsa süreç eksik kalır. Siz bu ülkenin sesi, bu ülkenin gönül dilisiniz. Gönüller arasında köprü kuracak, gönül dilini hayatımıza öncü kılacak olan sizlersiniz. Sürece her türlü katkıyı sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Türkiye’nin kanayan yarasını tedavi etmede tüm hassasiyetinizle sorumluluk alacağınıza yürekten inanıyorum” dedi.

DEMOKRATİK STANDARTLARI YÜKSEĞE ÇEKMEK İSTİYORUZ

Milli birlik ve kardeşlik projesi ve sürecine, milli birliği ve kardeşliği daha da pekiştirmek, mevcut sorunları çözüm yoluna koymak için yola çıktıklarını söyleyen Erdoğan, bu yola, siyasi kaygılarla, birtakım hesaplarla veya şahsi beklentilerle çıkmadıklarını vurguladı. Erdoğan şunları söyledi:

“Türkiye’nin demokratik standartlarını daha da yükseğe çekmek istiyoruz. Gelişmiş ülkelerde var olan standartları aynı şekilde, hatta daha da üstün şekilde ülkemizde hakim kılmak istiyoruz. 72,5 milyon vatandaşın her birinin kendisini birinci sınıf vatandaş hissetmesini, devlet karşısında, devletin kurumları karşısında kendisini eksik ve güvende hissetmesini arzuluyoruz. Hedefimiz, ülkemizin doğu ve güneydoğusunda devam eden terör eylemlerini minimize etmek, ülkemizi ve milletimizi bu terör belasından kurtarmak, her türlü etnik grubun, her türlü inanç grubunun, sıkıntısı olan her bir vatan evladının sorunlarını cesaretle ele almak ve bunları çözme kararını göstermek, ülkemizdeki sosyal sorunların temelinde bulunan ekonomik sorunların başta işsizlik olmak üzere, üzerine gitmek ve bu sorunları çözerek yoluna koymak. 7,5 yıl boyunca bütün bu sorunlar üzerinde kafa yorduk, çözümleri için istişarelerde bulunduk.”

ROMANLARIN SORUNLARI CİDDİ

Alevi vatandaşların sorunlarını devlet ilk kez bu boyutta ele aldı. 7 çalıştay düzenlendı. İgili tüm kesimlerin görüş ve önerilerini aldı. Roman vatandaşlarımın da ciddi sorunları vardır. O bir annenin feryadıydı. Bana söylediği şuydu: ‘Başbakan’ım ben çocuğumu okula gönderemiyorum. Gönderdiğim okulda, sınıfta bütün çocuklar ‘Çingene geldi, hadi sınıfı boşaltalım’ diyorlar. Benim bu ülkede hakkım yok mu? Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?’ Şimdi siz sorumluluk mevkisinde olan bir Başbakan olarak buna sessiz kalabilir misiniz? Alişan devamlı aralarında. Biliyor, tanıyor vesaire de ama işi bitirmiyor. İş, onların haklarını kendilerine vermek. Bu onların doğal hakkıdır, sanal değildir”

Abdi İpekçi Spor Salonu’nda yapılacak büyük bir toplantıyla bu sesi çok daha farklı bir hale getireceğiz. Tek bir vatandaş bile kendini ötelenmiş, dışlanmış hissetmesin istiyoruz. Bütün vatandaşları kucaklayan, her bir bireyin sorununu kendi sorunu olarak gören demokratik anlayışın ülkemize hakim olmasını istiyoruz. Bu topraklar üzerinde bin yıllar boyunca her türlü farklılık nasıl bir arada yaşadıysa her türlü farklılık nasıl zenginlik olarak görüldüyse bugün de aynı şekilde gök kuşağının renkleri gibi ahenk içinde yaşamak böyle zemini tesis etmek istiyoruz. Arzumuz, hedefimiz, gayemiz budur. Hak ve özgürlük olmazsa, hukuk ve adalet olmaz. Hukuk olmazsa demokrasi olmaz. Demokrasi ve hukuk gelişmeden ekonomi gelişmez.

YOL MEDENİYETTİR

Eğer bir ülkede insanlar mutlu ve huzurlu değilse sorunlar çözülemeyip kangren haline geliyorsa siyaset kurumu çözüm üretemiyorsa, hukuk sistemi adalet üretemiyorsa orada güvenlik de asayiş de milli menfaatler de korunamaz. Bakınız son 30 yılda terörle mücadele için yaklaşık harcanan para 300 milyar dolar. Böyle bir kaynak kullanılmış durumda. 300 milyar dolar, Türkiye’nin kaderini, çehresini ciddi biçimde değiştirmeye yetecek bir kaynak. Biz bu kaynağı, yeni okullar, yeni hastaneler, fabrikalar yollar yapmak için değil, ne yazık ki terör belasından kurtulmak için kullanmak zorunda kaldık. Bugün artık bu sorunu çözdüğümüzde Türkiye’nin ekonomik anlamda da nasıl bir atılım içine gireceğini sadece bu meblağ bile net olarak anlatıyor. Türkiye’nin belli bölgelerine yatırım yapılmadığı için belli bölgeler ihmal edildiği için Türkiye’nin topyekun ağır bedeller ödüyor. Göç şeklinde, işsizliğin sebep olduğu umutsuzluk şeklinde, çarpık kentleşme şeklinde bedeller ödedik.

Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi. Bunlar sadece o dar bölge içerisinde kalan değil, aynı zamanda bölgeyi dalga dalga etkileyen yatırımları kapsayacak olan dev projelerdir. İstiyoruz ki Erzurum bu yatırımlarla artık doğunun adeta bir İstanbul’u haline gelsin, bir Bursa’sı haline gelsin. Uçağa bindiğiniz anda yaklaşık 1,5 saatte Erzurum’dasınız. Havaalanından da Palandöken’e yarım saatte çıkıyorsunuz. Lüks otelleri ile artık orası ciddi bir merkez haline geliyor. Aynı şekilde Kars bu noktada yine çok çok farklı bir dönemi yaşamaya başladı. Bunu bütün ülkemizde yaşamak ve yaşatmak durumundayız” Başbakan Erdoğan, 79 senede Türkiye’de bölünmüş yolların toplamının 6 bin 100 kilometre olduğunu hatırlatarak, kendilerinin ise 7,5 yıla 11 bin kilometre bölünmüş yol sığdırdıklarını belirterek “Bu yollar ki medeniyet alametidir. Yol medeniyettir. Eğer varsa yolunuz ‘Medeniyiz’ diyebilirsiniz ama yoksa yollarınız hem kazalarla baş başasınız hem de medeniyetten bahsedemezsiniz.

KIYAMET KOPTU MU?

Biz demokrasiden ve demokratikleşmeden asla korkmuyor, asla çekinmiyoruz. Bunun bedelini ödemeye de hazırız. Terörün beslendiği ülkeler nezdinde yoğun baskı yaptık. Teröre karşı ortak bir duruş sergilenmesi için girişimlerde bulunduk. ön yargıları kırmak zorundayız. Kalıpları, sınırları zorlamak, katmerlenmiş husumetleri ortadan kaldırmak zorundayız ama bu süreç bir açıdan da son derece kolay bir süreç. Son 7,5 yılda bunu da gördük. Bakınız iktidar süreci içerisinde demokratikleşme ve ifade özgürlüğü noktasında çok önemli adımlarımız, köklü reformlarımız oldu. Biz öncelikle bu ülkede bir şeylerin değişebileceğini, değişmesinin mümkün olduğunu, bu ülkenin değişimi, her alanda çağdaş standartları hak ettiğini ve bunlara erişebileceğini ortaya koyduk. Özgüveni yeniden tesis ettik, tabu gibi görünen, ağza alınmayan, telaffuz edilemeyen nice konu, nice kavram bu dönemde serbestçe, özgürce tartışıldı, konuşuldu. ‘Bölünürüz’ dediler, ‘Parçalanırız’ dediler, ‘Yıkılırız, üniter yapımız bozulur’ şeklinde sözler söylendi. Böyle olmayacağı anlaşıldı.”

İstanbul’dan ya da diğer büyük şehirlerimizden bazı şeyler görülmüyor, hissedilmiyor olabilir. Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler, yakınları ile ana dilinde konuşamıyordu. Bunu ortadan kaldırdık. Yani benim Kürt kökenli vatandaşım, annesi evladıyla evladı annesiyle bu tür konuşma hakkına sahip değildi ama şimdi konuşuyor. Radyo ve televizyonlarda farklı dil ve lehçelerde yayın yapma hakkı yoktu, bu hakkı getirdik. Ne oldu, kıyamet koptu mu? Kendisini anlatmak istese bile anlatamıyordu ama şimdi anlatıyor. Orayı da anlıyor. Şu anda üniversitelerde farklı dil ve lehçelerde enstitü kurulması, akademik araştırma yapılması, seçmeli derslerin konulması mümkün hale geldi.”

SUÇA İTİLEN ÇOCUKLAR

Erdoğan, polise taş atan, molotofkokteyli atan çocuklar konusunda ise “Ben bunu ‘suç işleyen çocuklar’ diye ifade etmiyorum, edemiyorum, haksızlık olur. ‘Suça itilen çocuklar’ diye ifade ediyorum. Çünkü bunlar A’dan Z’ye her şeyi ayırt edebilme kabiliyetine sahip olmayan çocuklar. Bunları suça itiyorlar” dedi.

KAHVALTIDAN FOTOĞRAFLAR




























Orhan Gencebay’dan Sevim Emre’ye Sürpriz

Yazar: Erdem Gürsoy - 16 Şubat 2010 - Kategori: Haberler

sevim emreEn güzel Sevgililer Günü hediyesi!

Ünlü sanatçı Orhan Gencebay, eşi Sevim Hanım’a Sevgililer Günü hediyesi olarak şiir yazdı. Çift bu özel günü evlerinde başbaşa kutladıklarını söyledi.

Eşi Sevim Emre’ye şiir yazan Gencebay, çiçek ve fotoğraflar eşliğinde sunmuş Sevim Hanım’a bu dörtlükleri. Bununla ilgili, Ayakligazete.com’a konuşan Gencebay, “Sevim’e çok özel bir şiir yazdım. Bir de çiçek ve fotoğraf yolladım kendisine. Şiiri önümüzdeki albümde okumayı düşünüyorum “dedi.

Orhan Baba’nın Teknoloji Aşkı

Yazar: Erdem Gürsoy - 18 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Türkiye’nin Orhan Baba’sı Orhan Gencabay son günlerde Vodafone’un “Türkiye’nin gönlünü kapsıyor” sloganlı reklamlarıyla her yerde… Kimileri eleştirse de çoğunluk Orhan Gencebay’ı sık sık televizyonda görmekten memnun. Ancak Gencebay’ın bir iletişim teknolojisi ürünün reklamında oynaması tesadüf değil. Çünkü Orhan Baba, “benim” diyen gençleri cebinden çıkaracak kadar usta bir teknoloji tutkunu. Onun teknoloji hızına ise hayat arkadaşı Sevim Emre yetişiyor. Orhan Gencebay: “Teknoloji merakım, sinemada kameralarla başladı.

Videolar çıktığında ilk alan bendim. Uzay Yolu’nda Kaptan Kirk’ten çok etkilenmiştim. i-Phone’umu yanıma almadan yürüyüşe çıkmam. İlham geldiğinde cep telefonuma kaydederim. Sevim Hanım torunla chat yapıp, facebook’a girerken ben uzayla ilgili siteleri ziyaret edip Google Earth’le dünyayı geziyorum” diyor.
Teknolojiyle aranız nasıl?

Her zaman iyidir. Bu sinemadan gelen bir merak; 8’lik kameralar, 70’lerden itibaren kullandığımız 35’lik kameralar vardı. Yönetmenlik yapmadım filmlerde oynadım, kamerayı ve açıları bilirim. Ses ve ışık sistemlerini öğrendim. 80’lerde videolar çıktı. Videoları ilk alanlardanım… Aldık 15 kiloydu, taşıdık onu (gülüyor). Kamera alınca da modellerim Sevim Hanım ve oğlumdu. O zamanlardan beri ilgilenirim… Beni ilk etkileyen teknolojik cihaz ise 1967 yılında Almanya’nın Köln şehrindeki bir stüdyoda gördüğüm 48 kanallı teyplerdi. 48 kayıt kanalı vardı ki o zaman bizde bir taneydi. 48 kanal acayip bir şeydi. Orada bir orkestrayla şarkı söylemiştim. Aradan benim sesimi orkestranın sesinden ayırıp dinlettiklerinde şok olmuştum. “Bu nasıl teknoloji” diye. O teknoloji bize 10-15 sene sonra geldi. Bizde kanallar arttı, şimdi bilgisayarlarla sınırsız kanallı kayıt cihazları var.

Teknolojinin hızını takip ediyorsunuz yani…

Hem de nasıl! Arkadan tabii ki bilgisayar, internet geldi; derken GSM’ler…

Cep telefonları ilk çıktığında ne düşündünüz?

Şaşırmıştık, eskiden Uzay Yolu vardı. Uzay Yolu’nda Kaptan Kirk cebinden bir şey çıkarır konuşurdu ya… “Vay canına vay” derdik. Çok etkilenmiştim. Onların hepsi gerçekleşti. Amatör astrofizikçiyim. Teknolojiyle de haliyle fazlasıyla ilgileniyorum. Cern’deki Big Bang deneyini ilgiyle takip ediyorum. Bu kadar yakın ilgim var…

Cep telefonunu ilk kullandığınızda hemen uyum sağladınız mı? Aramak, aranmak, mesajlaşmak… Hangisini daha çok kullandınız?

Tabii… Aranıyordum, arıyordum, mesaj da atıyordum. Ama oyun oynamıyordum (gülüyor).

Mesajı çok kullanırım, bazen uzun ve sitemkâr yazarım

Sevim Hanım’la ilişkinizi nasıl etkiledi cep telefonu? Günde kaç kere konuşuyorsunuz?

Günde 8-10 defa olabiliyor (gülüyor). Cep telefonuyla artık her yere kolay ulaşılabiliyor. İlle ulaşılması gerekiyor mu? Hayır, ama bu alışkanlığı getirdi bize, herkes ille her yere ulaşmak istiyor. En çok da şüphesiz Sevim Hanım’la konuşuyorum.

Mesajlaşmayla aranız nasıl?

Mesajı çok kullanıyorum, hatta konuşmaktan daha fazla kullanıyorum. Her ikisini de gerektiği gibi kullanıyorum. Bazen uzun uzun mesajlar da yazıyoruz tabii sitemkâr olabiliyor bu mesajlar.

Mesajla tartıştınız mı hiç?

Hayır ama sitem edebiliriz. Bazen insan söylemeye çekindiği şeyleri yazıyor… Yine de kimseyi kıracak bir şey yazmıyoruz ama söyleyeceğimiz şeyi sanki mesajla daha güçlü imâ ediyoruz.

İlişkileri değiştirdi mi cep telefonu ve teknoloji?

Mutlaka etkiledi. Pekiştirdi belki, olumsuz da etkiledi. Çünkü insanların günlük yaşamında çok fazla yer tutuyor; evvelce bunlar yoktu. Bambaşka alışkanlıklar getirdi. İletişim bir an kesintiye uğrasa veya birini bulamayınca insan küsüyor.

Mesela bir dostunuzu arıyorsunuz, cevap vermeyince küsebiliyor insan. “Niye açmadı acaba? Açmalıydı” diyor… Halbuki bırak, adamın belki işi var.

İlham gelince cep telefonuma kaydettim

3G’ye hemen geçtiniz mi?

Geçtim… Ama şimdi 3G’de görünmek de var (gülüyor). “Neredesin etrafı göster” denilebilir. Sonra optik göz var. Her yeri gösteriyor, koy kenara zoom bile yap; olacak şey değil! Bunlar insanı olağanüstü şaşırtıyor. 3G’den de önce, toplantılarda görüntülü sunumlar yapmıştık.

Mesela bir ilham geldi… Hemen kaydediyor musunuz?

Telefonum hem sesi kaydediyor hem görüntüyü. Onu da yaptım, bazı bestelerimi not aldım, kaydettim. Yeni albümümde yer alacak olan şarkılar için bazı müzik notlarımı yanımda teyp olmadığı için cep telefonuma kaydettim. Çok yararlı bu konuda.

Cep telefonunuzun melodisi nedir?

Bir ara torunum Efe’nin rap tarzı konuştuğu bir ses kaydı vardı, onunla çalıyordu. Derken bir oryantal notum var, o çaldı. Bir ara Dil Yarası adlı şarkımdı.

Başka ne cihazlar alacaksınız?

Geçen gün hırsız girdi, plazmamızı çaldı. Led TV alacağız, yeni dijital kameralar var; hard diski 30 saat çekiyor, harika! Vodafone’un optik gözü “cin göz”den mutlaka alacağız. Teknoloji marketlere gittiğimde bir şey almasam bile neler çıkmış diye bakıyorum.

Sevim Hanım’ın facebook’ta sayfası var benim yok, uzayla ilgili sitelere giriyorum

Sevim Hanım’ın teknolojiyle arası nasıl?

Onun da arası iyi. Internet kullanıyor, küçük bir laptop’u var. Çantasında taşıyabiliyor.

Siz mi öğrettiniz interneti?

Kendisi öğrendi. Torunumuz Efe bir harika! Her şeyi ezbere biliyor. Sevim Hanım Efe’yle chatleşiyor internette.

Facebook’ta var mısınız?

Ben yokum, Sevim Hanım var.

Siz de girecek misiniz Facebook’a? Hayran sayfalarınız var…

Evet çok var. Benim yerime sayfa açıyorlar zaten… Bir zamanlar fan kulüpler vardı. 70’lerde 500 fan kulübüm vardı, yetişemiyordum. Şimdi de öyle, sayısını bilmiyorum…

En çok hangi internet sitelerini ziyaret ediyorsunuz?

Uzayla ilgili sitelere giriyorum. Uzayla ilgili şeyler çok ilgimi çekiyor. Mesela Google Earth’e girdiğiniz zaman dünyanın neresini isterseniz yukardan görebiliyorsunuz. Bakın Orta Asya’ya, tabanı deniz tabanı gibi görürsünüz. Çünkü eskiden denizdi. Ben bayılıyorum bunlara… Google Earth’le dünyayı gezebiliyorum. Gazetelere de hem internetten hem gazeteden bakıyorum.

Reklamı eleştirenler de oldu “Reklamla da olsa Orhan Baba’yı dinliyor, görüyoruz iyi oldu” diyenler de… Siz ne diyorsunuz eleştirilere?

“Sanki internetten şarkı indirimine teşvik ediyorsunuz” diye de tenkit geldi. Reklamda “İnternet öyle harika bir şey ki, bir bakıyorsunuz Hatasız Kul Olmaz’ı milyonlarca kişi indirmiş, insanı mutlu ediyor” diyorum. Bunun için tenkit edildim. “Keşke hepsi yasal olsaydı” diye ekleyebilirdik. Bunu anlatmak istedik. “Yasal indirenler de var ama keşke korsan da olmasa” deseydim o tenkiti almayacaktık.

Orhan Baba’dan teknoloji çağı çocuklarına hayat dersleri

Ahkam kesmeyelim, olasılık kavramını eksik etmeyelim

- Teknoloji aşkı olumsuz etkileyemez. Aşk olduğu gibi duruyor. Yeni şarkı sözlerimde de anlatıyorum:

“Korkuyorlar aşklar, aşklar korku içinde, sevmekten korkuyorlar, aşklar bile ağlıyor kendi yalnızlığına, cesaretin varsa; bencilliğini yen!”

- Hiçbir zaman “Şu şöyledir, bu böyledir” diye ahkam kesmeyelim.

Olasılık kavramını hiçbir zaman eksik etmeyelim.

- Bir söz vardır: “Doğru hayat yoktur, hayatın renkleri vardır.” Neye göre doğrudur hayat? Bir memura göre mi? Bir işçiye göre mi? Bir iş adamı ya da bir askere göre mi?

Hayatın aynı tornadan çıkmış bir örneği yoktur; hayatlar vardır.

- Aşk her zaman bir abide gibi durur, aşka bir şey olmaz, aşka ne olacak! Aşklar birbirine yakınlaştırır. Anne-baba, çocuğuna sevgisini verdiği sürece aşk hiçbir zaman yok olamayacaktır.

- Bilgiden kaçmak olmaz ama bilgi “Yaradan”ın bilgisi. Biz ne biliyoruz ki! Daha neler neler öğreneceğiz…

- İki insan bir araya geliyorsa, insan var olur. Bu kadar insan var olduğuna göre demek ki insanlar bir araya geliyor… Demek ki aşk yok olmuyor.

- Doğru bir hayat; mutlu olamaya çalışmaktır. O da koşulsuz sevgiden gelir. Aile hayatı, koşulsuz sevgi için tarih boyunca en çok denenen şekildir. Çocuk aile içinde koşulsuz sevgi ve saygıyı öğrenecek, o zaman aşk devam edecek.

Şarkılar yasal yoldan indirilsin, mağdur olmayalım

Meslek birlikleri olarak sanat ve sanatçıyı korumak için dijital platform kurduk. Dijital platform internetten bütün GSM’lere cevap verebilen bir datadır. Şu anda 120 bin eser bu datada kayıtlı. Bu datadan şarkılar yasal olarak indirilebilir. Ama yapılmıyor. Bu yüzden teknoloji bizi mağdur da ediyor. Şarkıları yasal yoldan indirilenler 18-20 bin milyon, olması gereken ise 2,5-3 milyar. Bu datadan indirilsin şarkılar. Sanatçı, eserlerin telif haklarını korunsun, ticari kayıplar engellensin. Birçok kuruluş faydalanıyor; Vodefone da bunlardan biri. Sitesini her gün binlerce kişi tıklıyor, şarkılarımı oradan indirip dinleyebiliyorlar.

i-Phone’la yürüyüşe çıkarım

Aslanlar gibi Jimi Hendrix dinliyorum

i-Phone’unuz var mı?

Yürürken onu dinleyerek yürüyorum. Mp3 aslında bana göre değil. Çünkü ses kalitesinden güzel bir setin soundunu almak mümkün değil ama yürürken iyi oluyor. Tabii bunlar i-Phone’uma yasal yollarla giriyor.

En çok ne dinliyorsunuz? Neler var i-Phone’unuzda?

Biz müziğe farklı bakıyoruz. Normal müzik dinleyicisinin listesi daha farklı. Benim vereceğim listeyi gören “Allah Allah” diyebilir… Ama bir kaçını söyleyecek olursam:

- Hacı Taşan (Halk Müziği)

- Muharrem Ertaş (Halk Müziği)

- Barış Manço (En çok Dağlar Dağlar’ı seviyor)

- Jimi Hendrix

- Led Zeppelin

- Elvis Presley

- Beatles

- Tony Osborne

- Beethoven, Mozart ve diğer klasiklerin eserleri

- Amerikan Country’leri

- İspanyol Flamenko’lar

- Rock da dinliyorsunuz…

Eskiden beri bilenler, bana “rockçı” der. Rock müziği özgürlüktür. Elvis, Beatles’la başladı… O zamanki Jimi Hendrix’i canavar gibi, aslanlar gibi dinlerdim. Hâlâ dinlerim. Rock’ın babası diye anılan Erkin Koray benden etkilendiğini söyledi, biz de ondan etkilendik. Rock soundları da ilk ben kullandım. Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar bizdeki en iyi temsilcileri oldu. Onlarla hep iç içeydim. Bana söylediler, haberi geldi Led Zeppelin de benimle çok ilgilenmiş 70’lerden itibaren… Ben de onları dinlerim.

Yeni albümümde Ergenekon adlı bir şarkı var

Mart’ta çıkacak olan yeni albümümün adı “Berhüdar Ol.” Berhüdar ol, “Allah’a emanet ol” yani “Mutlu ol, huzurlu ol. Allah yanında olsun” anlamlarını içeren bir deyimdir. Dedem çok kullanırdı, onun hatırası… Bir enstrümantal çalışma var, adı: Ergenekon. Bugünkü Ergenekon davasıyla hiç ilgisi yok. Ergenekon, Türk tarihinin en kuvvetli destanıdır. Yeniden varoluş destanıdır. İsminden dolayı “Reklam için kullanıyor” derlerse adını Diriliş olarak değiştireceğim. Albüm çıkmadan 15 gün önce Vodafone aboneleri bütün şarkıları internet üzerinden dinleyebilecek. Çünkü o parçaların telif hakları önceden ödendi.

Çok Özel Şarkı

Yazar: Erdem Gürsoy - 11 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay, 2010’da önce “Berhudar Ol” isimli albümünü ardından da kitabını piyasaya çıkaracağını belirtti.

Albümde Kurtuluş Savaşı için yazdığı şarkıya da yer vereceğini anlatan Gencebay, canlı konser vermeyen tek sanatçı olma unvanını da 2010’da bozabileceğini söyledi. Gencebay, sesi yetmediği için konser vermediğini eleştirilerine de tepki gösterdi. Gencebay, “Beni sahneye çıkartabilmek için o zamanda kimseye yapılmayan tekliflerle bana geldiler. Haliç’te bir platform üzerine kurulmuş alanda konser verecektim ve gökyüzünde yüzlerce uçan toplarda bana ait olan filmler dönecek ve bende oraya helikopterle inecektim.Bu sunum benim çok etkilemişti. Ben ise madem bir kez sahneye çıkyorum ülkemizin her yerinde sahneye çıkıp sevenlerime ulaşmak isterim” şeklinde konuştu.

‘Benim villam yıkılmadı’
Öte yandan Gencebay, geçen hafta Büyükşehir Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün villasını yıktığı haberlerinin doğru olmadığını söyledi. Önceki gün Etiler’deki villasında basın toplantısı düzenleyen Gencebay, hayatı boyunca kanunsuz bir iş yapmadığını dikkat çekti.

Orhan Gencebay Hastaneye Kaldırıldı

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Baba önceki gece aniden fenalaşarak İstanbul’da hastaneye kaldırıldı.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, yoğun iş temposu yüzünden tansiyonu yükselen ve by-pass’lı olduğu için kalp sorunu da yaşayan Gencebay, geçen yaz Bodrum’da aynı sebepten dolayı hastaneye yatmıştı.

Aşırı yorgunluk ve yoğunluk üstüne rutin kontrollerini de aksattığı öğrenilen sanatçının, tansiyonu yükselince fenalaştığı öğrenildi. Sevim Emre’nin yanından bir an olsun ayrılmadığı Gencebay’ın iki gün hastanede kontrol altında kalacağı açıklandı. Emre “Paniğe sebep olmamak için dostlarımıza bile haber vermedik. Şu an korkulacak bir şey yok ama her ihtimale karşı hastanede hem rutin kontrollerimizi yaptıracağız hem de müşahede altında olacağız” dedi.

Türkiye’nin “Gönlünü” Kapsıyor

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Vodafone Orhan Gencebay ile Türkiye’nin “gönlünü” kapsıyor.

Dünyada 3G teknolojisinin öncüsü Vodafone, yeni reklam kampanyasında, müzikseverlerin gönlüne taht kurmuş efsane isim Orhan Gencebay ile bir araya geldi. Bir web sitesinin de faaliyete geçtiği kampanyada Gencebay, Vodafone’un güçlü kapsama alanının kendi sanatına, müziğe ve müzikseverlere yaptığı katkıyı anlatıyor. Ünlü sanatçının bu filmi ve kampanya ile ilgili diğer ayrıntılar www.gonuldenkapsar.com adresindeki web sitesinden de izlenebiliyor.

Mobil iletişim teknolojilerinin lideri Vodafone, yeni reklam kampanyasında; müziğe getirdiği farklı bakış açısıyla 7’den 70’e herkesin gönlünü kapsayan, müzik dünyamızın efsane ismi Orhan Gencebay ile buluştu. Başlayan yeni reklam kampanyasında Gencebay 3G deneyimini anlatıyor ve çok geniş kapsama alanı ile mobil interneti Türkiye’nin dört bir yanına sunan Vodafone sayesinde genç nesillerle yeniden gönül bağı kurduğunu vurguluyor. 81 ilde Türkiye nüfusunun % 98’ini kapsayan Vodafone, sunduğu iletişim olanakları ile gönülleri de kapsama alanına alıyor. 3G lideri, sanatçıyı ve müziğini Türk halkıyla buluşturarak aradaki gönül bağını güçlendiriyor.

İnternette özgürlük kavramını yeniden tanımlayarak geniş ve güçlü kapsama alanı ile mobil interneti Türkiye’nin hizmetine sunan Vodafone, müzik dünyamızın değerli sanatçısı Orhan Gencebay ile gönüllere hitap ediyor. Vodafone’un 3G reklam filminde yer alan Orhan Gencebay, yeni nesillerle gönül bağı kurmasını sağlayan bu teknolojinin Türk halkıyla kendisi arasında sağlam bir köprü oluşturduğunu anlatarak, bu sayede eserlerinin hep taze ve yeni kaldığını söylüyor.

Orhan Gencebay reklam filminde Vodafone’un sunduğu 3G+ teknolojisinin ve bu teknolojinin internette sağladığı özgürlüğün sanat hayatına yaptığı katkıları vurguluyor. Sanatçı, eski ve yeni eserlerine bu teknoloji sayesinde kolaylıkla ulaşabildiğini, mobil internetle şarkılarını dinlediğini, filmlerine göz attığını, röportajlarını tekrar okuyabildiğini aktarıyor.

7′den 70′e tüm Türk halkının da mobil internet sayesinde kendisine ve eserlerine kolaylıkla ulaşabildiğini hatırlatan Gencebay, Vodafone’un kapsama gücünden faydalanarak yeni nesiller arasında kendi kapsama alanını da genişlettiğini kaydediyor.

Reklam kampanyasıyla ilgili yaptığı açıklamada Orhan Gencebay, “Vodafone çok geniş bir kapsama alanına sahip. Biz gönüllere ulaşıyoruz. Vodafone da insanların birbirlerine ulaşmasını sağlayan hizmeti sunuyor. Bu yüzden Vodafone ile önce kapsama alanlarımız buluştu.” dedi.

Orhan Gencebay’ın filmde anlattıkları, çalışmanın kamera arkası görüntüleri ve Vodafone’un kapsama alanı ile ilgili bilgiler www.gonuldenkapsar.com adresindeki web sitesinden de izlenebiliyor.


“Heyecan verici işbirliği”

Yeni reklam kampanyasıyla ilgili bir açıklama yapan Vodafone Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Öğüt, mobil iletişim teknolojilerinin lider firması Vodafone olarak 3G şebekelerinde büyük deneyim sahibi olduklarını ve bu konuda 16 ayrı ülkede edindikleri bilgi birikimini 3G hizmeti verdikleri 17. ülke olan Türkiye’ye aktararak Vodafone Türkiye’nin şebeke altyapısını da yenilediklerini hatırlattı. Gökhan Öğüt sözlerine şöyle devam etti:

“2009 – 2010 mali yılımızda 1,3 milyar TL’lik güçlü bir yatırım bütçesiyle devam ediyoruz. Bu yatırımla şebeke ağımızın ve IT altyapımızın kuvvetlenmesi sağlanmıştır. 2G şebeke ağımızı 2 yılda 2 misli genişlettik, 2G baz istasyonu sayımızı 11 bine çıkarttık ve 3G şebeke ağımızı bu yenilenmiş altyapımızın üzerine kurduk. 3G sebekesi de eklenince baz istasyonu sayımız 13 bine ulaştı. 16 ülkeden aldığımız deneyimle en ileri 3G şebekesi olan HSPA+ teknolojisini 81 ilde aynı anda başlattık. Bu çalışmalarımızdan yola çıkarak güçlü altyapımızla ilgili mesajları aktarmak üzere Türkiye’de geniş bir kapsama alanına sahip olan Orhan Gencebay ile birlikte çalışmaktan memnuniyet duyuyoruz. 3G+ ve mobil internet hizmetimiz sayesinde, Gencebay’ı tüm sevenler onun eserlerine, filmlerine, kliplerine ve yazılarına istediklerini her yerden her zaman ulaşabilecek. Geniş kapsama alanımız ve internet kullanımına getirdiğimiz özgürlük sayesinde Orhan Gencebay gibi dev bir sanatçının eserlerini Vodafone abonelerine özellikle de yeni nesillere sunmuş olacağız. Bu işbirliği bizler için çok heyecan verici. Kullanıcıların da en az bizler kadar heyecan duyacağını düşünüyoruz.”
“Vodafone, Türk halkıyla aramda sağlam bir köprü kuruyor”

Hiç Haram Yemedim

Yazar: Erdem Gürsoy - 8 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Orhan Gencebay, Büyükşehir Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün geçtiğimiz günlerde yıktığı villasının kaçak olmadığını söyledi. “Hayatım boyunca kanunsuz iş yapmadım” diyen ünlü müzik adamı şöyle konuştu: “Yaşamım boyunca ne bir lokma haram yedim, ne kaçak bir iş yaptım, ne de başkasına ait olan bir şeye ‘benimdir’ dedim. Kendime yakıştıramadığım bir şeyi başkasına da yakıştıramadım. Hakkımda kaçak ev yaptırdığım şeklinde çıkan haberler beni çok üzdü. Bu haberler kesinlikle ve tamamen yalandır!”

MAĞDUR OLAN ÇOK
Gencebay, Sarıyer sırtlarında 1985 yılında devletin verdiği ruhsatla yapılan Yeni Dostlar Yapı Kooperatifi içindeki 89 villadan biri olan evinin her şeyiyle yasal, plan ve projesiyle vergisinin ödendiğini belirtti: “Bu evleri yönetim kurulu olarak dostluklarından onur duyduğum çok değerli arkadaşlarla yaptık. Diyebilirim ki, İstanbul’daki en düzgün sitelerin başında anılan sitelerdendir” diyen sanatçı ekledi: “Son emlak vergilerini

de geçen aylarda ödedim, ödedik. Şu anda sitemiz bakımlı ve içinde yıllardır yaşanmaktadır. İstanbul’da binlerce ev de aynı durumdadır. Maalesef tüm bu sitelere ve evlere zaman zaman yıkım kararı çıkmıştır. Hiçbir yanlışı ve günahı olmayan vatandaşlarımız sürekli huzursuzluk içinde yaşamakta ve mağdurlardır. Suçlu olan tabii ki cezasını çeker fakat devletimizin verdiği ruhsatlarla yapılan ve bazı farklı yorumlarla olumsuzluğa itilen bu yuvaların sorununun bir an evvel halledilmesini beklemekten başka çare yoktur. Temenni ederim ki, yönetimlerimiz bu sorunu bir an evvel aşacaktır.”
2010′DA ALBÜM, KİTAP, REKLAM SAHNE, DİZİ VE FİLM PROJELERİ VAR!
2010 yılıyla ilgili olarak bekleyen yeni projelerini hayata geçirecek olmanın mutluluğunu yaşayan Orhan Gencebay, hayranlarına müjdeli haberler verdi. İlk iş olarak ‘Berhüdar Ol’ adlı albümünü bitirmek istediğini anlatan ünlü müzisyen, ardından hayatını kaleme aldığı kitabını çıkartacağını, prodüksiyonunu kendisinin yapıp oynayacağı bir film ile dizi projesi yapmak istediğini de söyledi.

HACI BEKTAŞİ’NİN SÖZLERİ
İlk amacım albümümü bitirmek. Bu albümde çok farklı şeyler var. Güzel bestelerim var. Kendimi övmek istemiyorum ama herkes böyle olduğunu söylüyor.
Bu albüme Hacı Bektaşi’nin sözleriyle başlıyoruz. Sonra 20′li yaşlarda askerken yaptığım ve Kurtuluş Savaşı’nı düşünürken yaptığım bir bestem var. Benim böyle bestelerim vardır. Bir diğer bestem de ‘Vatan Sağolsun’. Şarkıları bu döneme getirmek için özel bir çaba göstermedim.

HER ŞEY MÜKEMMEL OLMALI
Bu zamana kadar hiç sahneye çıkmadım, çıkmam da aslında ama istediğim ortamı bulursam neden olmasın? Şu anda konuşuyoruz ama ilk kez çıkacağım için her şeyin en mükemmel olması lazım.
Bir reklam (Vodafone) filminde oynuyorum. Normalde çok seçiciyim ama baktım senaryo bana uyuyor, ‘varım’ dedim. İki bölüm yaptık. İkincisi şubatta çekilecek. Çok güzel oldu. İkinci kez bir reklamda oynuyorum, büyük bir önemi var.

HELİKOPTERLE İNECEKTİM
Orhan Gencebay ‘sesi yetmediği için konser veremiyor’ söylentilerine de yanıt verdi:
41 yıldır sanat hayatında olup sadece kendi bestelerini okuyan, dünyada böyle biri yoktur sanırım. Ben müzikte devrim yapan biri olarak anıldım her zaman. Sahnede ilk kez şarkı söyleyenler assolistlik yapıyor da, 6 yaşından beri müzisyen olan Orhan Gencebay mı yapamayacak? Bu düşünülemez bile!

BENZERİ DUBAI’DE OLMUŞ
Beni sahneye çıkartabilmek için kimseye yapılmayan tekliflerle geldiler. Aklımda kalan en dikkat çekici olanı şuydu; Haliç’te bir platform üzerinde konser verecektim ve gökyüzünde yüzlerce uçan toplarda benim filmlerim dönecek, ben de helikopterle inecektim. Benzeri bir Dubai’de yapılmış. Konseri izleyecek kişi bir-iki milyondan aşağı değildi. Bir kerelikti ve devamı gelmeyecekti, kaynak sorunu sebebiyle olmadı. Madem bir kez sahneye çıkıyorum, ülkemin her yerinde sevenlerime ulaşmak isterim.

Orhan Gencebay Vodafone Reklamı

Yazar: Erdem Gürsoy - 3 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Vodafone, daha önce Tugay Kerimoğlu, Hakkı Devrim, Ali Sabancı gibi ünlü isimlerin rol aldığı reklam filmlerine bir yenisini ekledi. Bu kez Türk müziğinin babası olarak tanınan Orhan Gencebay’ın rol aldığı reklam filmi, Vodafoneun 3G hizmetinin diğer operatörlerden farkını Gencebay’ın gözünden izleyiciye aktarıyor.

Orhan Gencebay her zamanki beyefendi tavrıyla, Vodafone’un kendisi ve hayranları için ne anlama geldiğini, nasıl farklılık yarattığını anlatırken, Gencebayın ve sanatçının hayranlarının çeşitli görüntüleri ekrana geliyor. Orhan Gencebayın eski filmlerine ve eski şarkılarına da Vodafone sayesinde, internetten ulaşılabildiğine vurgu yapılan reklamda, fon müziğinde Gencebayın Dil Yarası şarkısı kullanılıyor.

Reklamın sonunda Gencebay’ın söylediği berhüdar olun sözleri, hem sanatçının hayranlarına hem de Vodafone’un hizmetine vurgu yapıyor. Böylece Vodafone, Orhan Gencebay sevenlerine de gönderme yaparak, kapsama alanını sadece fiziksel olarak değil toplumsal gruplar açısından da geniş tuttuğunun altını çiziyor.

Reklamı izlemek için tıklayınız

Berhüdar Ol Albümü

Yazar: Erdem Gürsoy - 2 Ocak 2010 - Kategori: Haberler

Vodafone’un reklam kampanyasında yeni yüzü olan ünlü sanatçı Orhan Gencebay, “Berhüdar ol” albümüne öncelikli olarak Vodafone Türkiye abonelerinin ulaşacağını söyledi

TRT yasağı 1979 yılbaşı gecesi kaldırılan Orhan Gencebay Vorafone kapsama alanı reklamları ile yine gece yarısı ekranlarda kutlama mesajı yayınladı. Yeni reklam kampanyasında Vodafone kapsama alanı ve 3G yatırımları anlatılıyor. Farklı reklam filmlerinin olacağı kampanyada Gencebay’ın “Berhüdar ol” albümü de öncelikli olarak Vodafone abonelerinin beğenisine sunulacak. Kampanya ile ilgili olarak SABAH’a açıklama yapan Orhan Gencebay, kendisinin geniş bir dinleyici kitlesine sahip olduğunu ifade ederek, “Vodafone da kapsama alanı için büyük yatırımlar yapan bir dünya şirketi. Bu yüzden Vodafone ile önce kapsama alanlarımız buluştu. Biz gönüllere ulaşıyoruz. Onlarda insanların birbirlerine ulaşmasını sağlayan hizmeti sunuyor” dedi.

AİLEDEN BİRİ GÖRÜLÜYOR
Orhan Gencebay’ı Türk insanının yüzde 75′inin aileden biri gibi görüp sevdiğini, “Orhan Baba” dediğini kaydeden Vodafone Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Öğüt de,”Biz bu kampanyada insanların güvenini kazanmış bir sanatçı ile çalışmayı hedefledik” dedi.

‘Algı değiştirmek şebekeden zor’
KAPSAMA alanı için şebekeye yatırıma devam ettiklerini söyleyen Gökhan Öğüt “Algıyı değiştirmek baz istasyonu ve şebeke yatırımı yapmaktan bile zor. 1.3 milyar TL’lik yatırım bütçesiyle altyapı yatırımımız devam ediyor. 2G Şebeke ağımızı 2 yılda 2 misli genişleterek 11 bin baz istasyonuna ulaştık. 3G şebekesi de eklenince baz istasyonu sayımız 13 bine ulaştı. 2010 yılı Mart sonuna kadar 14 bine çıkaracağız” dedi.

‘Halkın güvendiği sanatçı’
Vodafone Genel Müdürü Serpil Timuray, Orhan Gencebay ile çalışmaktan çok mutlu olduklarını ifade ederek “Halkın güvenini kazanmış bir sanatçının bizim çalışmalarımızı anlatmamıza katkısının olacağını düşünüyorum” dedi.

Orhan Gencebay Benzeri Şaşırttı

Yazar: Erdem Gürsoy - 6 Şubat 2009 - Kategori: Diğer

Uludağ’da ailesiyle birlikte tatil yapan Orhan Gencebay, kendisine benzeyen ses sanatçısı İsmail Candan’ı görünce hayretler içinde kaldı. Ünlü sanatçı ile birlikte objektiflere poz veren Candan, Gencebay gibi müstesna ve değerli bir insana benzediği için çok mutlu olduğunu söyledi. Türk müziğin kralı Gencebay ise kendisine çok benzeyen Candan’a başarılar diledi.

Cemal Safi Kimdir

Yazar: Erdem Gürsoy - 24 Ocak 2009 - Kategori: Diğer

1938 yılında Samsun’da doğdu İlk ve ortaöğrenimini orada tamamladı. Şiire ilgisi küçük yaşlarda başladı. Ancak 40 yaşına dek fazlaca dışa açılmadı.

Cemal Safi (© BeKa)1978 yılından değişik çevrelerde duyulmaya başladı. Başta sevgi olmak üzere hemen her konuda şiir yazmaktadır. Ayrıca taşlamaları geniş çevrelerde bilinip okunmaktadır.

Şiirlerinin yaklaşık 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere 150 kadarı bestelendi. Bunlardan Rüyalarım Olmasa ve Vurgun adlı şiirleriyle 1990 ve 1991’de yılın şairi seçildi.

Her yıl Akçay Şairler ve Bestekarlar Şenliğini düzenleyerek şiire olan katkısını sürdürmektedir.

Şiirlerinin bir bölümünü topladığı, Vurgun (1978), Sende Kalmış (2000) ve Kıyamete Kırk Kala (2002) adlı kitapları yayımlandı.

Orhan Gencebay – Bir De Sen Vurma Klibi

Yazar: Erdem Gürsoy - 24 Ocak 2009 - Kategori: Klipleri

Şarkı Sözleri

Orhan Gencebay & Tarkan – Uyan

Yazar: Erdem Gürsoy - 18 Ocak 2009 - Kategori: Klipleri
İki gözü iki çeşme hepimize sesleniyor
“Deva bul bu derde, gel beni kurtar” diyor,
Kanadı kırık kuş gibi garibin içi kan ağlıyor
Beni ateşe atmadan önce vicdanına sor diyor.

Uyan uyan, uyan uyan
Koy elini kalbine geç olmadan,
Bu yolun sonu yokuştur deme
Dağları aşarız eğer inanırsak.

Uyan uyan, dostum uyan
Koy elini kalbine geç olmadan,
Bir olur geliriz biz üstesinden
Her şey mümkün eğer inanırsak.

Böyle gelmiş, böyle gider deyip de sakın aldanma
Kim bilir? belki de değer, sen en iyisi doğrundan cayma,
Aç gözünü gör de bak, a gülüm kendini kandırma
Senin de gönlün yanacak, hele bir ortak ol da yangına.

Uyan uyan, uyan uyan
Koy elini kalbine geç olmadan,
Bu yolun sonu yokuştur deme
Dağları aşarız eğer inanırsak.

Uyan uyan, dostum uyan
Koy elini kalbine geç olmadan,
Bir olur geliriz biz üstesinden
Her şey mümkün eğer inanırsak.

Yerimiz, yurdumuz, toprağımız yok oluyor ebediyen
Evimiz, yuvamız, biricik ocağımız gidiyor elden.

Yerimiz, yurdumuz, toprağımız yok oluyor ebediyen
Evimiz, yuvamız, biricik ocağımız gidiyor elden.

Uyan uyan, uyan uyan
Koy elini kalbine geç olmadan,
Bu yolun sonu yokuştur deme
Dağları aşarız eğer inanırsak.

Uyan uyan, dostum uyan
Koy elini kalbine geç olmadan,
Bir olur geliriz biz üstesinden
Her şey mümkün eğer inanırsak
Her şey mümkün eğer inanırsan.

İstanbul Hatırası Filmi İzle

Yazar: Erdem Gürsoy - 18 Ocak 2009 - Kategori: Filmleri


Powered by Gürsoy Tasarım
Copyright © 2008 Orhan Gencebay. All rights reserved.